Ana Sayfa / Yazarlar / HAMDİ YILMAZ -Enver Altaylı, Türkeş’i sevmezdi

HAMDİ YILMAZ -Enver Altaylı, Türkeş’i sevmezdi

2 Şubat 2020 13:450 görüntülenme
HAMDİ YILMAZ -Enver Altaylı, Türkeş’i sevmezdi

En sonda söyliyeceğimi en başta söyliyeyim: Türk aydını geçen yüzyılın ideolojik kiniyle hareket ederse geleceğimizi şekillendiremez.

Elazığ depremi öncesi Ankara’da yaşanan çok önemli tartışma, Enver Altaylı iddianamesiydi.

85 sayfalık iddianame içi irin dolu bir yaranın gün ışığına çıkmasıydı. Herkes, bu pisliği halının altına süpürme derdine düştü. Bu ‘Herkes’ kelimesinin kapsam tayinini dikakinizi çekerek sizin takdirinize bırakıyorum.

Geçen yüzyılın sol ideoloji şövalyelerinden başta Soner Yalçın olmak üzere pek çoğu Enver Altay’lıyı merhum Alparslan Türkeş’e yamamaya kalktı.

Nihat Genç gibi fakir namusluları ise bunun doğru olmadığını ortaya koyan yorumlarda bulundu.

Deşilmesinin Türk milletinin çıkarına olduğunu düşündüğüm irinin çıban başı Enver Altaylı ile ilgili bir anımı aktarmak istiyorum.

Yalnız, anıya geçmeden önce bir kaç söz etmekte fayda var.

Frankfurt, dünaynın önemli basın merkezlerinden biridir. Bir ara 1500 civarında yabancı gazete ve derginin bu kent veya civarında basıldığı söylenirdi. Bunlardan 7-8 tanesi her zaman Türk gazeteleri olmuştur.

Günlük çıkardığım Türk Ekspres gazetesi ile aldığım ilk yenilgiyi tahlil ederken, Türkiye’de bilinen bir gazetenin Avrupa yayın haklarını almış olsaydım, yenilmeyeceğim gibi bir kanaate vardım.

Yeni Şafak (o zaman şimdiki yayın politikasından uzaktaydı) ve Ortadoğu gibi Avrupa baskısı olmayan iki gazeteyi aradım. İkisi de kabul etti ama ben Ortaoğu’yu seçtim.

5 Ekim 1996 tarihinde Avrupa Türk Federasyonu’nun Essen’de genel kurul toplantısı vardı ve kurultaya Alparslan Türkeş de katılacaktı. Federasyon 4 sayfalık bir ek hazırlamamız ve gazete içerisinde dağıtmamız talebinde bulundu.

Gazete İstanbul Ortadoğu tesislerinde hazırlanıyor, film olarak Frankfurt’a geliyor ve sahibi Koreli olan bir matbaada baskısını yapıyordum.

Türkeş’in Almanya’ya geleceği belli olunca, bir sabah erkenden bir okurumuz aradı, “Hamdi Bey, gazetenin sahibi değişti mi?” diye sordu. Künye’ye bir baktım ki, bizim Almanya künyesi atılmış, yerine İstanbul künyesi girmişti.

Hemen İstanbul’u aradım, yazıişlerinde telefona çıkan arkadaş, “Zeki Bey’in (Saraçoğlu) talimatı sizin haberiniz yok mu?” diye sordu ve ilave etti “Zeki Bey’e bağlıyayım mı?”

Telefonu bağlatmadım. Ama 5 dakika sonra Zeki Saraçoğlu aradı.

Künye’nin Türkeş, Almanya’yı terk edene kadar böyle çıkacağını söyledi. Ben de “Hayır çıkmayacak!” dedim ve telefonu kapattım.

Matbaayı bilgilendirdim ve önce künyeyi kontrol talimatını verdim.

Bu vesile ile Gazetenin Türkiye’deki sahibi Zeki Saraçoğlu ile köprüleri attığımız için ilave 4 sayfalık eki hazırlamaya yanaşmadı. Zaman dardı ve Frankfurt’ta dolaşmadığım matbaa kalmadı.

TER- Druckrei adlı matbaaya gittim. Sahibi Serhat Ilıcak’ı tanıyordum. Daha önce baskı fiyatı almıştım. Ilıcak’ın da Enver Altaylı ile matbaaya ortak olduğu söyleniyordu. Ekim’in 1’i veya 2’si olmalıydı.

Görüşme için gidiğimde Ilıcak’ın odasında Enver Altaylı da vardı. Hoşbeşten sonra, konuya girince Serhat Ilıcak, 3 Ekim’de iki Almanya’nın birleşme günü nedeni ile resmi tatil olduğunu, Alman sendika kanununa göre, işçiyi mesaiye bırakmak için 72 saat önceden haber vermesi gerektiğini, o saat itibarı ile de çok geç olduğu mazeretini beyan ederek eki hazırlayamayacaklarını söyledi.

O zamana kadar elinde 4-5 cm çaplı purosunu tüttürürken bana acıyarak baktığı izlenimi edindiğim Enver Altaylı, patron masasından kalkarak Serhat Ilıcak ile karşılıklı oturduğumuz yere geldi.

Ortadoğu gazetesinin Avrupa baskısını almakla büyük hata ettiğimi, o işlerin geride kaldığını filan anlatarak bana nasihat verdikten sonra, Alpaslan Türkeş hakkında da epey bir süre olumsuz konuştu.

Şimdi, Soner Yalçın ve benzerlerinin yazdığına bakınca, kendi kendime “Ben hangi Enver Altaylı ile konuştum” demeden kendimi alamıyorum.

Öte yandan CIA’nın Türkiye’de varlık gösterdiğini ilk hisseden ve kamuoyuyla paylaşan da Türkeş’ti. Başbakanlık Müsteşarlığı (Fiilen Başbakanlık) yaptığı dönemde ortaya çıkardığı CIA’lılar bilgisini defalarca kamuoyu ile paylaşmıştı.


5 Ekim 1996 Essen, Hamdi Yılmaz, Alparslan Türkeş (Sırtı dönük olan kişi o gün Avrupa Türk Federasyon başkanı seçilen Mehmet Erdoğan)

***

İKİNCİ YAZI

‘Devleti devlet eliyle yıkabilmek için..’

Fetullah Gülen’in piri Hasan Sabbah hakkında daha önce birkaç defa yazdım:

Aslında Selçuklu Devleti memuru Haşhaşi başı Hasan Sabbah bir halt değildi.

Rivayete göre, onu Haşhaşi başı yapan akıl Ömer Hayyam’ın.

“Ömer Hayyamla bir sohbeti sırasında Ömer’in ona, ‘bu insanlar cennet için yaşıyorlar, ancak onlara bir cennet verebilirsen onları yönetirsin’ sözünden, Haşhaşi başı bir strateji” çıkarmıştır.

***

Küresel çete tasmalı, Türkiye Cumhuriyeti eski memuru Fetullah Gülen’in uyguladığı “Devlet eli ile devleti yıkma” stratejisini bir roman sayfalarında olsa da Tarık Buğra taaa 1979 yılında yazdı.

Hiç kimse Tarık Buğra’nın 1979 yılında yayımladığı ‘Gençliğim Eyvah’ romanını hatırlamadı. Orada roman kahramanı bir ‘İhtiyar’ var. İhtiyar’ın her siyasi parti içerisinde adamları var.

“Kitabın konusu, insanların zayıf yanlarını kullanarak onlara hükmeden İhtiyar ve Delikanlı ile Güliz arasındaki hesaplaşma gençliğin bunalımları etrafında anlatılmaktadır. Kitabın Ana Fikri, gençlik, türlü oyunlarla birbirine düşürülüp, saçma sapan işlere alet edilmekte ve sömürü düzeninin içerisinde kimliksiz bir biçimde yitip gitmektedir.”

İhtiyar: Babası şeyh olan İhtiyar, varlıklı bir ailenin tek oğludur. Devleti devlet eliyle yıkabilmek için örgütlü bir çalışma yürütür. Derin bağlantıları vardır.”

O romanın bir de ‘Delikanlı’ adlı kahramanı var.

Delikanlı: Yoksul bir delikanlıdır. Zor şartlarda üniversite okur, İhtiyar’ın onu tek varisi olarak görmesi ile mücadelesi başlar, İhtiyar’a boyun eğmez.”

Teşbihte hata olmaz der eskiler. Bu Fetullah adlı ‘İhtiyar’ın kendisine varis olarak gördüklerinin arasında bir ‘Delikanlı’ yok mudur, çıkmamış mıdır, çıkmayacak mıdır?

Buğra’nın romanında olduğu gibi İhtiyar’ın (Fetullah’ın) katalog kızlarının dışında bir ‘Güliz’ yok mudur?

Güliz: İhtiyar’ın kendi hedefleri doğrultusunda yetiştirdiği bir kızdır. Kızın Delikanlıya âşık olması İhtiyar’ın sonunu getirir. İhtiyar’ı öldürür.”

Enver Altaylı irinini deşmekten kaçınan, “Aman bana bulşamasın” diye kaçan, pislikleri halının altına süpürme yarışına girenleri gördükçe, yoksa bize ümidimizi Delikanlı ve Güliz’e bağlamaktan başka care kalmıyor mu?

Paylaş:
Türkeş

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz