Ana Sayfa / Gündem / Ümit BATMAZ & Dünya Nüfusu 8 Milyarı Aştı

Ümit BATMAZ & Dünya Nüfusu 8 Milyarı Aştı

25 Ocak 2023 16:260 görüntülenme
Ümit BATMAZ & Dünya Nüfusu 8 Milyarı Aştı

İnsanlık için yeni bir dönem mi geliyor?

Dünya nüfusunun 8 milyar seviyesini aştığı bu yılda geçen gün bir dost sohbetinde dünya nüfusunun artışının günlük hayatımıza ve tabii uluslararası sisteme ne tür etkileri olacağını konuşuyorduk. Nüfus artışı tüm dünyada aynı seviyede olmuyor. Bazı ülkeler ve bazı coğrafyalar hızlı bir artış yaşarken diğerlerinde azalmaya varan tersine eğilimler söz konusu. Biraz detayına bakınca günümüzdeki nüfus artışının aslen Asya ve Müslüman coğrafyada hızlı şekilde olduğunu görüyoruz. Örneğin 8 milyarlık dünya nüfusu içinde geçtiğimiz yıllarda 1.375 milyar nüfusuyla en önde Çin gözükürken bugün Hindistan 1,4 milyara varan nüfusuyla Çin'in önünde yer alıyor. Müslüman coğrafyalardaysa Endonezya 275.000.00 , Pakistan 235.000.000 ve Nijerya 218.000.00 nüfuslarıyla hemen Amerika Birleşik Devletleri'nin peşinden geliyorlar. Yazımızın yanında yer alan sıralama wikipedia'da yer alan ve değişik kaynaklardan derlenmiş olan bir sıralama. İnternet üzerinde farklı kaynaklarda farklı tarihlerde toplanan bilgiler olduğu için bazen Hindistan bazen Çin önde gözüküyor.

Sonuçta bu işin özünü değiştirmiyor. 8 milyarı aşan dünya nüfusu içinde baktığımızda Türkiye 18 sırada ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde birini oluşturuyor. Romanya bu ilk 20 listesinde yer almasa da toplam listede 19.000.000 nüfusuyla 65 sırada yer alıyor.

Bu nüfus artışı dünyadaki birçok dengeyi farklı şekilde etkiliyor. Öncelikle insanoğlunun en temel ihtiyacı olan beslenmeyi ele aldığımızda, hızla büyüyen Asya'daki nüfusun et ihtiyacını karşılamak için gerekli olacak tarım faaliyeti ve bunun yaratacağı karbon emisyonlarının halen içinde olduğumuz iklim değişikliği krizine oldukça negatif etkisi olacağını önerebiliriz. İkincisi bu ülkelerin uluslararası siyasi ticari ve ekonomik aktivite içindeki ağırlık seviyesinin etkilenmesi gerektiğini düşünebiliriz. Üçüncü olarak da dünya nüfusunun toplamda nereye kadar gidebileceğini ve nereden sonra ırkın devamının sağlanmasında sorun yaşanacağını değerlendirebiliriz. Tabii ki nüfus artışının etkileyeceği alanlar ve değerlendirilmesi gereken noktalar bundan çok daha fazla ancak hızlı şekilde ele alacağımız noktalar bunlar olacak.

Kişi başına et tüketimine baktığımızda Habertürk gazetesinde yer alan tabloya göre ABD'de yılda bir kişi 26,7 kg et tüketirken Çin'de bu rakam 5 kg seviyesinde bugün için (Kaynak : https://www.haberturk.com/dunyanin-ve-turkiye-nin-et-uretimi-ve-tuketimi-3385555 Tarih : 23/3/2022). Toplam tüketim değerine baktığımızda ABD 12,7 milyon ton ile başı çekiyor. Toplam dünya et tüketimi 57,6 milyon ton ve Çin bu toplamın içinde %12 civarında payıyla 6,8 milyon ton tüketiyor. Eğer kişi başına et tüketiminde Çin, Amerika Birleşik Devletleri'ni yakalarsa bu durumda Çin’in toplam et tüketimi bugünkünün en az 3 katına ulaşacak demektir. Bu da Çin'in et tüketiminin 21 milyon tona ulaşması ve toplam ilk tüketiminin de 73 milyon tonu geçmesi demek olur. Bu durumda dünya toplam et tüketimi %24 artmış olacaktır. Hiç detayına girmeden sadece hayvan yetiştirmekle ilgili karbon emisyonlarının%25 artmış olacağını bu şekilde anlayabiliriz dolayısıyla nüfus artışı sadece Çin'in kendi nüfusunu beslemek için gerekli besin kaynaklarını bulmasından ibaret bir sorun değil global olarak yani tüm dünyadaki insan nüfusunun soluduğu hava ve yaşadığı iklimi tespit etmekte önemli bir etken pozisyonunda. buraya kadar sadece Çin konusundaki nüfus artışının et tüketimini ele aldık. Aynı şekilde Hindistan ve benzeri Endonezya, Pakistan, Nijerya gibi gelecekte nüfuslarında önemli artışlar olması beklenen ülkeleri denkleme kattığımızda karbon emisyonları açısından durumun sıkıntılı olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Yani beslenmeyle ilgili nüfus artışını etkisini gidermek için beslenme alışkanlıklarında önemli değişikliklerin olması beklenen bir sonuç olmalıdır.

Gelelim ülkeler arasındaki ilişki ne belirleyen siyasi ve ekonomik uluslararası sistemi değerlendirme konusuna. Uluslararası sistem bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan dengelerle tespit edilmiş ve bugüne kadar etkin biçimde barışı sağlama ve dünya ticaretini geliştirme anlamında genel olarak onun sonuçlar vermiş bir yapı. bu yapının içinde Birleşmiş Milletler organizasyonu, uluslararası para fonu Dünya Bankası dünya ticaret örgütü Dünya Sağlık Örgütü gibi birçok organizasyon var. Bu organizasyonlar dünyadaki kaynak akışının kurallara uygun şekilde yapılmasını sağladığı gibi uluslararası anlaşmazlıklarda güç kullanımına gitmeden birtakım sorunların çözülmesi için gerekli ortamı sağlama yükümlülüğünü taşıyorlar. Ancak bu organizasyonların içindeki ülkelerin ağırlıkları tabii ki bu yükümlülüğün ne şekilde yere getirildiği konusunda da belirleyici bir etki taşıyor.

Örneğin Birleşmiş Milletler organizasyonunda Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi olan İkinci Dünya Savaşının galibi ülkeler yani Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin'in alınan kararları veto etme hakkı bulunuyor; diğerlerinin ise böyle bir hakkı yok. belki ikinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan ortamda böyle bir organizasyon çok mantıklı değerlendirilebilir ancak bugün gelinen noktada diğer ulusların veya devletlerin dünya ekonomisinde siyasi veya askeri platformda ağırlıklarının artmış olduğunu görüyoruz. İkinci dünya savaşı'nın sonunda nükleer silahlara sahip sadece 5 ülke varken bugün bu ülkelere Pakistan, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore de katılmış durumda. Eğer Birleşmiş Milletlerde veto hakkı sahibi olmak için nükleer silah sahibi olmak gerekir denirse bu durum nükleer silah konusunda bir silahlanma yarışına yol açacaktır. Bu da tabii arzu edilen bir durum olmayacaktır. Eğer güç dağılımı nüfus yoğunluğu veya çoğunluğu üzerine kurulursa ya da gayrisafi milli hasılanın toplamı ya da kişi başına düşen payı olarak hesaplanırsa farklı farklı resimler elde edeceğiz. Ancak bugüne kadar tarihin gösterdiği deneyimle, bu güç dağılımında kartlar yeniden dağıtılma durumuna geldiğinde, büyük güçlerin yani kuvveti elinde tutanların, paylaşmaya ikna olmadıklarını ve bu dağılımın genellikle tatsız güç savaşlarına sebep verdiğini biliyoruz. Bu kez elimizde uygarlık ve demokrasi adına tarihin bize gösterdiği resimden çok daha ileride bir dünyayla karşı karşıyayız. Bu sebeple organizasyonların tekrardan düzenlenmesi konusunda ümit besleme hakkına sahibiz.

Son olarak dünya nüfusunun nereye gideceğini değerlendirdiğimizde yine Birleşmiş Milletler'in öngörülerine göz atmak yerinde olur. Birleşmiş Milletler'in internet sitesinde (https://population.un.org/wpp/Graphs/DemographicProfiles/Line/900 ) yer alan projeksiyonlara göre dünya nüfusunun bugünkü eğilimlerle gittiğinde 2075 yılından sonra yaklaşık 10 milyar civarında sabitlenmesi bekleniyor. Bu durum yukarıda belirttiğimiz gibi birçok dengeyi değiştireceğinden hem uluslararası sistemde hem de toplumların kendi içinde önemli birlikte yaşama kurallarının gözden geçirilmesi zorunluluğunu getiriyor. Bütün bu nüfus artışına eşlik eden teknolojik gelişmeyi de dahil edersek toplumların kendi içlerinde ve birbirleriyle olan ilişkilerinde yoğun bir stres birikimi söz konusu. Bunu ülkeler arasındaki rekabetin artışından veya toplumların içindeki intihar, boşanma oranı, doğum oranının düşüşü, depresyon sayısının artışı gibi çeşitli verilerden tespit edebiliyoruz. Aslında yine internette küçük bir aramayla ulaşabileceğiniz 1970’li yıllarda yapılmış bir deney bize toplumların ne şekilde kendi kendilerini yok edebildiğini anlatıyor. Deneyin adı Universe 25 ve John Calhoun adında bir bilim adamının liderliğinde yapılan canlı bir deney. Konforun, sınırsız yiyecek ve tüm hastalıklardan korunma imkanının sağlandığı bir laboratuar ortamında, yer sınırının olmadığı bir alanda fare nüfusunun 4 çiftle başlayan macerasının maksimum 2200’e kadar ulaşıp ondan sonra da toplumsal bir çöküşe uğradığını bu deneyle görmüşler. Deney 25 kez yapılmış ve her seferinde aynı sonucu almışlar : sosyal çöküntü. Bilim adamlarının bu alandaki incelemelerin de ciddiye alarak nüfus artışının uygun şekilde yönetilmesi ve karşılaşabilecek sorunların çözümlenebilmesi için tüm yöneticilere önemli sorumluluklar düşüyor.

Paylaş:
Dünya NüfusuÜmit batmaz

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz