TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR -9- “EĞİTİM” MİLLİ OLABİLDİ Mİ?

Yıllar var ki bazı soruların, sorunların bir türlü nedenlerini, niçinlerini bulamıyorum.
Yaşları doksana dayanmış dayım ile yengem. Her ikisi de lise mezunu, ama ne lise… Bakalorya sistemi ile yetişmişler; yani sene içinde alınan notlar yetmemiş, yıl sonunda o yıla ait tüm derslerden bitirme sınavlarına girmişler. Ve diyelim ki, tüm sınavları vermişler ama resim dersinden sınavı verememişler, haydi o sınıfı tekrarlamaya. İlkokul, ortaokul, lise bitirmelerde bir de bitirme sınavlarından geçmek zorundalarmış. Sonuç?
Lise’de önce hazırlık sınıfında Fransızca öğrendik, ardından birinci sınıftan itibaren tüm derslerimiz Fransızca oldu. Ama ben Fransızcayı dayım ya da yengem kadar konuşamadım, yazamadım, okuyamadım.
El yazıları muhteşemdi her ikisinin de, okunabilir ve eskilerin tabiri ile “majisküllü”. Sanki özel bir baskı makinesinden çıkmış gibiydi. Benim el yazım ise onlarınki yanında komik bir yazı. Ama bu günlerde çocuğumun ve çağdaşlarının en mükemmel yazılarından daha güzel…
“ROL MODEL”İMİZ NEDEN OLAMADI?
Dayım ve yengemin rol modelleri vardı, ama bu model özel bir kişi değildi. Sanırım birbirlerini aşma üzerine kurulu bir sistemdi ama birbirine zarar vermeden, onu küçük ve geri düşürmeden. Peki ya şimdi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk rol model yapılabildik mi? Hayır. İslam Peygamberi Hazreti Muhammed rol model olabildi mi? Hayır. Mete Han rol model olabildi mi? Hayır. Peki neden? Çünkü, onlar kadar donanımlı olamadık, onların donanımlarının yanına yaklaşamadık. Çünkü, onlar sağlam temeller üzerinde yükselmişlerdi ama 1960 sonrası nesillerin temeli bile yoktu, hatta temel olması bir kenara taban gittikçe bataklığa dönüştü.
1960’lara kadar Türk Eğitim Sistemi’nin içine yuvalanmış virüsler, ancak 1960 sonrası nesillerde etkin olmaya başladı. Eğitim kalitesi de dolayısıyla insan kalitesi de o zamandan sonra bozulmaya hatta çamurlaşmaya başladı. Aradan sıyrılabilenler olduysa ne ala… Ve bu virüsleri kimse ortadan kaldıramadı, kimse o bataklığı kurutamadı.
Fakir Baykurt’a röportaj yapan kız soruyordu. “Fakir Bey, siz Köy Enstitüsü mezunusunuz ve bir Fakir Baykurt oldunuz. Peki bu günkü sistemle yetişseydiniz ne olabilirdiniz?” Cevap muhteşemdi. “Birinci sınıf ukala.” Şimdilerde bu röportaj yenilenseydi acaba aynı cümleyi söyler miydi ya da “Birinci sınıf ukaladan bile bayağı” mı derdi?
“Türk öğün, çalış, güven” diyen bir Atatürk ama kendisi ile öğünemeyen, çalışmayan, güven zaafiyeti içinde nesiller. Güdük kişilikler. Narsizmin zirve yaptığı kişiliksizler. Ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başlayan ilkesizler, onursuzlar, soysuzlar, omurgasızlar. Peki bütün bunları biz nasıl hak ettik?
Şimdilerde diyorlar ki, “Ahhhh, nerede Demirel, Erbakan, Ecevit, Türkeş… Onlar devlet adamıydı.” Peki bunları söyleyenler kendilerine sordular mı acaba. Bugünlerdeki medya ağı o günlerde de olsaydı, aynı şeyi dillendirebilirler miydi?
“FETÖCÜ İLAN EDERİZ HAAAA!”
Ülkemin üzerinden bir 15 Temmuz geçti. Hem de ne geçme… Görünürde bir “kalkışmaydı” ama güm geçtikçe anlaşılıyor ki Türk Tarihi’nde görülmemiş bir tezgahmış.
Bir dostum, samimi bir dostum diyor ki:
“Mükemmel aile dizilerinin, filmlerin usta yönetmeni Osman Sınav ile 15 Temmuz sonrası çalışıyorduk. Mükemmel bir dizi için bir araya gelmiştik. Hatta daha 15 Temmuz’un üzerinden üç ay bile geçmemişti. Bugünlerde ortaya saçılan bilgi ve belgelerle gün geçtikçe kanıtlanan o tezgahın ayrıntılarını yazmıştık. Üzerinde sekiz buçuk ay çalışmıştık. Muhteşem bir dizi olacak, belki de yakın dönem tarih dersi olarak öğrencilere bile izlettirilecekti. Bir gün Sinegraf’a geldik. Her şey bitmişti. Osman Sınav Hoca neredeyse tek kelam etmeden, sadece “Ağır geldi” diyerek tüm çalışmaları bitiriverdi. Meğer kalın ve uzun biri gelip teninden de siyah sözler söylemiş Osman Hoca’ya. Bize Osman Hoca bir şey söylemedi ama öğrendik ki “Bu işten vazgeç, seni FETÖCÜ ilan eder, kökünü kazırız, bizi üzme Hoca” demiş, o sahnelere de dadanan soytarı.”
Aynı günlerde Karadeniz uşağı hoca ile sohbet ediyorduk. Diyordu ki “Sünnilerin yönetimdeki hangi İslam ülkesinde İngilizlerin kumandası yok ki?”
İkisi bir araya gelince aslında manzara ortaya çıkıyordu…
DEVAM EDECEK
Kürşat Asım KUT


