TSM sanatçısı İsmail Özkan: “Sanatta cesaret en önemli hikâyedir”

* “Kıyım şarkısı ile biz bir fark yaratmak istedik. Tarzımın dışına çıkarak; Z kuşağının ilgisini çekebilmeyi istedik”
13 Mayıs Cuma günü akşamı Bükreş’te Gazete Balkan’ın 17’inci yıl kutlama etkinliğinde sahne alacak olan Türk Sanat Müziği sanatçısı İsmail Özkan, bugün de soruları cevaplandırmaya devam ediyor

*Biz sizi Alaturka müzik ile tanıdık. Sonrasında ise Kıyım’a merhaba dedik. Sizi bu türe yönlendiren ne oldu?
-Şimdilerde özellikle Z kuşağı olarak adlandırdığımız gençlerimiz; Türk müziği deyince ondan ne kadar çok etkilendiğini, onun verdiği huzuru, hüznü veya neşeyi anlatabiliyor. Bazı zamanlarda ise kendi müziğine çok yabancı kalabiliyor. Aslında bin yıldan daha uzun bir geçmişe sahip olan bir kültürün en önemli yansımalarından biri Türk müziği. Değişik formlarla karşımıza çıkan müzikler var. Bir ninni diyoruz o ninninin içinde bir makam var. Bizim bir mehter müziğimiz var, askeri bir düzenin içine sızmış bir müzikten bahsediyoruz. Bizim ezanlarımız başka Müslüman ülkelerde olduğu gibi dümdüz okunmuyor. Bir makamsal özellikle insanlara ifade ediliyor. Yani müzik hayatımızın her anında var. Ama biz bu müziğe kulaklarımızı tıkadığımız için duyamayabiliyoruz.
Kıyım şarkısı ile biz bir fark yaratmak istedik. Tarzımın dışına çıkarak; Z kuşağının ilgisini çekebilmeyi istedik. Çünkü benim müzik anlayışımın tek bir tarzla sınırlı değil. Müziğin birleştirici gücünden faydalanarak 7’den 70’e herkesin gönüllerinde yer edinmek kuşak çatışmasını da ortadan kaldırmak en büyük amaçlarımdan biri.
*Müzik yolculuğunuzda size engel olmaya çalışanlar oldu mu? Oldu ise bununla nasıl mücadele ettiniz?
-Yürümek istediğim yol müzikti. Bu yolda çiçeklerde var, dikenler de.. Unutulmak da var, kalplerde yer edinmek de.. Neticesi itibariyle; yürüdüğüm yolda elbette ki zorluklarla karşılaştım. Ancak, sanatı hayatınızın merkezi haline getirdiğinizde, hayatı da sanat gibi yaşadığınızda bu zorluklara olan bakış açınız da değişiyor. Ben yaşadığım her şeyi, heybemde bir tecrübe olarak taşıyor ve yoluma öyle devam ediyorum.
*Bu meslekte ensenizde kimin nefesini hissediyorsunuz?
-Kendimin ve mücadelemin.. Şöyle ki henüz yola çıkmadan üstlendiğim misyonun farkındaydım. Ulaşmak istediğim hedeflerim vardı. Ulaştığım her bir hedef de yeni bir hedefi beraberinde getirdi. Neticesi itibariyle insanın hayallerine ulaşmasının yolu, kendini sürekli geliştirmesinden; yenilemesinden geçiyor. Ve ciddi bir emek gerekiyor. Ben de bu yüzden ensem de kendimin ve mücadelemin nefesini hissediyorum.
*Eskiden plakçılar çarşısında ‘Sanatçıyı aç bırakacaksın ki üretsin’ diye bir söylem varmış. Bu düşünceye katılıyor musunuz?
-Her düşünceyi dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. O dönemlerde müzik sektörü birkaç kişi ya da kişilerin tekelindeyken, şimdilerde teknolojinin hayatımıza girmesi ve ilerlemesiyle birlikte globalleşen bir müzik sektörü var. Birçok farklı mecradan insanlar seslerini duyurabiliyor. Kaldı ki, bir sanatçı kendi sanatını icra ederken pek çok duygudan beslenebilir lakin bunların arasında aç kalmak olmamalı..
*Aldığınız müzik eğitimlerinizi göz önünde bulundurduğunuzda, ilmek ilmek işlediğiniz eğitim hayatınızın ardından günümüzde yarışma programlarına katılarak popülerlik elde edip şarkı çıkartan kesim hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
-Yarışma programlarını daha çok popüler kültür bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Daha renkli bir dünya, göze çarpan bir ün ve parasal getiri ihtimali olan bir umudun eyleme dönüşmüş hâli de diyebiliriz. Ancak “Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak gerekir.” Bir sanatçı olmak için de hayatı ‘sanat gibi yaşamak’ gerekir." Ayrıca Türk musikisinin çınarı benim de kıymetli hocam Bekir Sıdkı Sezgin der ki: “Allah, size büyük bir musiki kabiliyeti vermiş olabilir, musikiyi ilmen de iyi öğrenmiş olabilirsiniz. Sesiniz de fevkalade olabilir. Ağzınızla kuş tutarsınız, herkesi hayretlere düşürebilirsiniz. Ama sanat ahlakınız, sanatın edep ve hayası yoksa, bunu kazanamamışsanız; hiçbir şey değilsiniz.” Hocam durumu çok güzel özetlemiş. Meseleye bu minvalde bakmak gerekiyor kanımca..
*İmkansız Aşk, Fikrimin İnce Gülü, Hırsız Polis dizilerinin şarkılarını seslendirmişsiniz. Sizin hayatınızı anlatan bir dizi çekiliyor olsa dizi müziğinin ne olmasını isterdiniz?
-Kanun virtüözü ve bestekar Göksel Baktagir’in ‘Garip’ isimli bir hicaz saz semaisi vardır. Gözlerimi kapatıp, kendimi o muazzam tınılara bıraktığımda, tüm yaşanmışlıklar gözümün önünde sahne sahne belirir. O yüzden benim hayatımda yeri apayrı bir bestedir. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır der Mevlana.. Vefa benim hayatımın sac ayaklarından biridir. Ve açıkçası vefa bende eski bir semt ismi de değildir. O yüzden eski dostlar şarkısı da olabilir aslında.
*Müzik ile ilgilenen gençlere neler söylemek istersiniz? Türkiye’de müziğin geleceği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bu sektörün en büyük sıkıntısı nedir?
-Cesaret en önemli hikâye sanatta.. O yüzden cesur olmaları, donanımlı olmaları gerekir. Bu yolda unutulmak da var zira. Bunu göze almaları ve çok çalışmaları gerekir. Zira bilgi ve birikim başarıyı da er geç beraberinde getirir. Çok okusunlar, çok araştırsınlar. Musiki bir okyanus ve insan bir kez içine daldı mı tüm güzelliklerini görüp hissedebiliyor.. Zaman zaman Türk musikisi, popüler kültüre yenik düşse de, kendi müziğimizin modası hiç geçmiyor. Neredeyse bir asırlık bir maziden bahsediyoruz zira. O yüzden ne olursa bu yola gönül veren genç kardeşlerimiz de kendilerini en iyi şekilde yetiştirip, yollarına devam etsinler. Yaşasın Sanat; Yaşasın Türk Musikisi!


