ŞULE POYRAZ -1950 Göçünün üzerinden 73 yıl geçti

Türkiye – Bulgaristan ilişkileri tarih boyunca karşımıza zorunlu göç meselesi ile çıkmıştır. Göç meselesi Türkiye ve Bulgaristan arasında kanayan bir yaradır kabuk bağladıkça tekrardan açılmış ve iki devlet için çeşitli hezimetlere neden olmuştur. 73 yıl önce bugün Bulgaristan’ın Türkiye’ye nota vermesi ile başlayan göç süreci Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen en büyük üçüncü göç hareketidir. 10 Ağustos 1950 tarihin de Bulgaristan verdiği nota ile 250 bin Türk’ün üç ay içerisinde Türkiye’ye kabul edilmesini istemiştir. Fakat bu nakil işleminin nasıl olacağına dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Bulgar notasının verilmesinden sonra Sofya elçisi Bulgaristan da bulunan Türkler için oldukça endişelendiğini ve verilen 250 bin Türk sayısının yalan olduğunu Bulgaristan da toplam da 850 bin türkün bulunduğunu dile getirmiştir. Türk Dışişleri Bakanı mecliste yaptığı konuşmada “Bu kadar yüksek sayıda insan üç ay gibi kısa bir zaman da milletlerarası kaidelere, insan haklarına ve nihayet Bulgaristan’ın bize karşı ahdi vaziyetine tamamıyla mugayir olduğu için böyle bir talebi elbette kabul etmezdik ve etmedik “demiştir. Menderes bu süreçte yaşanan olaylar için; Bulgar Notasını aldık, elbette ki gerekli cevabı vereceğiz ve ırkdaşlarımızı açıkta bırakmayacağız sözlerini kullanmıştır. Bulgaristan’a verilen cevabi notada Bulgarların kullandığı nazik olamayan lisanın diploması teamüllerine aykırı olduğu anlatılmıştır. Bu dönemde göçmenler oldukça zor durumda bırakılarak göç ettirilmiştir. Yurttaşlarımızın çoğu sefil ve perişan bir surette hudutlarımıza sığınmıştır.
Türkiye- Bulgaristan ilişkilerinin iyice gerildiği dönemde Türkiye önceki süreçlerde olduğu gibi Bulgaristan da yayınlanan Türkçe yazılı okuma kitabı, Bulgarca Hristomatya ile Geografya, Russkiy Yzik, History adlı kitapların ve Bulgaristan komünist partisi Merkez komite sekreteri Valko Tchervenkov tarafından yayınlanan Leçons fondamentales ve Fundamentel Lessons adlı Fransızca ve İngilizce raporların yurda sokulmasını engellemiştir. Bulgaristan ve Türkiye yaşanan bu göç sürecinde karşılıklı notalarla anlaşma sağlayamamıştı ve böyle olunca konu Avrupa konseyine taşınmıştı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi konu hakkında aldığı kararı 4 Kasım 1950’de Roma da yaptığı 6.oturum da tasdik etmiştir. Avrupa Konseyi, Bulgar Hükümetinin 250.000 kişinin tehciri konusunda yaptığı hareketi protesto etmiştir. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü diğer 14 dışişleri bakanı ile insan hakları ve temel hürriyetler üzerindeki konvansiyonu imzalamıştır.
Göç devam ederken 1951 yılında bakanlar kurulunda göçmenlerle ilgili bir karar alınmıştır;
Bulgaristan’dan 1950 yılı başından itibaren serbest göçmen vizesiyle gelen Türklerin iskanlı göçmen kabul edilmeleri, iskân muamelesine tabi tutulmaları ve gelecek olanlara da göçmen vizesi verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu şekilde Türkiye’ye gelecek olan göçmenlerin hepsine yardım yapılacağı teminatı verilmiştir. Göçmenler hızlı bir şekilde devlet kontrolü ile iskân edilmeye başlanmıştır. İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu Edirne’deki göçmenlerin iskanını yerinde tetkik etmiş ve göçmen komisyonunun isabetli olduğunu bakanlığa bildirmiştir. Aynı zaman da Bulgarların ilk günlerde sevk ettikleri ve iade edildikleri halde kabul etmedikleri çingenelerin Karaağaçta göçmen evinin yanındaki harap kışlada tutulduğunu ve bunların burada kalmasının günlük olarak büyük masraflar yarattığını söylemiştir. Türkiye de bu çalışmalar yapılırken Bulgar hükümeti de göç etmemiş olan göçmenlere kendi ideolojilerini benimsetmek maksadıyla birtakım çalışmalar yapmıştır. Kolorovgrad, Hasköy ve diğer bölge illerinde bir çalışma yapılmış buradaki nüfusun yapısı, sayısı incelenmiş ve kurulacak örgütler saptanmaya çalışılmıştır. 12 Mayıs 1951 tarihin de Bulgaristan komünist partisinden, Bulgaristan komünist partisi şehir, bölge ve ilçe komiteleri genel sekreterliğine gizli bir telgraf gönderilmiş ve Türkler arasında işsiz olanlara parti grupları içinde iş verilmesi, Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde parti okullarının açılması ve eğitime başlanması, kadınlar için dernekler oluşturarak burada komünist eğitim verilmesi kararlaştırılmıştır.
Bütün bunlar iki devletin gündemini belirlerken Türk hükümeti 1951 yılının Kasım ayında tekrar sınırı kapatmak durumunda kalmıştır bunun sebebi Bulgarların yapılan tüm uyarılara rağmen ülkeye komünist ajanlar sokmaya devam etmesidir. Sınırın kapatılmasının ardından Bulgar hükümeti;
“Türk hükümeti herhangi bir haber vermeden hududu kapatmakla göçmeni hudutta zor durumda bırakmıştır. Bulgar hükümeti de bu sebeple muhacereti durdurmak zorundadır. Kabahat ve mesuliyet Türk hükümetine aittir.”
ifadelerini kullanarak göçü durdurduğunu ilan etmiştir. 1 Aralık 1951 tarihinde Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi sekreterliğinden, Türk halkının yaşadığı bölgelerdeki partinin ilçe ve bölge komitelerine bir telgraf gönderilerek, Türkiye’nin göçü durdurduğu ve Türkleri zor durumda bırakmaya çalıştığı ve balkanlarda bir savaş ortaya çıkarmak yönünde girişimlerde bulunduklarına dair haberlerin ülkenin dört bir yanında yayılması emri verilmiştir. Böylelikle Bulgar hükümeti göçün durdurulmasını Türk hükümetinin üzerine bırakarak ülkede bulunan Türk azınlığını Türkiye’ye karşı doldurmak ve Bulgar hükümetinin Türkleri zor durumda bırakmamak için çaba gösterdiği fikrini yaymak istemiştir. Böylelikle toplamda 154.393 kişinin Türkiye’ye göçü ile göç meselesi bir süre için durmuştur.
Türkiye -Bulgaristan ilişkilerinde hem 1950 öncesi süreçte hem de 1950 sonrası süreçte meydana gelen olayların en büyük etkisi kendi başına var olma sürecini tam olarak tamamlayamamış Bulgaristan Devletinin Rusya destekli olarak siyasi haritasını ve yolunu çizmeye çalışmasıdır. Bulgaristan’ın tek başına var olamama sancısı ne yazık ki hem kendi devletine ekonomik ve sosyal anlamda zarar vermiş, ülkesinde bulunan halk arasında ayrılıklara sebep olmuş, Türk azınlığı devlete küstürülmüş hem de Türkiye bu göç sürecinde oldukça fazla ekonomik ve sosyal zarara uğramıştır. Elbette ki bu nokta da en büyük zararı Türk azınlık unsurunun aldığını söylemek yanlış olmayacaktır Osmanlı döneminden beri yurtları olarak gördükleri yerlerden koparılmak ve yurtlarında azınlık statüsüne düşürülmek akabinde kendi dillerini ,dinleri ,kültürlerini yaşamak noktasın da eksik bırakılan Türkler göçlerle beraber yeni bir sayfa açıp tekrardan bir hayat kurma mücadelesi göstermişlerdir ,yaşanan sürecin göçmenlerin psikolojisine de oldukça büyük zararlar verdiği göz önünde bulundurulmalıdır .Çünkü yaşanan siyasi olaylar sadece topluma siyasi ya da ekonomik anlamda yansımamaktadır.
Bu göç hareketinden sonra da çeşitli göçler olmuş ve Bulgaristan’daki Türk azınlık pek çok zor duruma maruz kalmıştır. Fakat 1990’lı yıllar itibari ile Türkiye-Bulgaristan ilişkileri iyileşme sürecine girmiş ve Bulgaristan’da bulunan Türk azınlık toplum içerisine entegre edilerek geçmişte yaşanılanlara bir nevi sünger çekilmiştir. Öyle ki günümüzde Türkler Bulgar parlamentosunda kendi seslerini duyurma imkanına sahip olmuştur.




