SERPİL YILMAZ & TUTUNMAK

Tutunur insan çoğu zaman kaybettiklerine, tekrar geri gelecekmişçesine. Oysa gitmiştir giden, kalkmıştır o gemi limandan…
Ne diyordu bir şiirinde Yahya Kemal;
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Şairimiz insanlara dair yazmıştı şiirini ancak, günümüzde sadece giden insanlar mı? Kayıplar artık o kadar çeşitli ki maddi, manevi, sağlıktan, paraya, ilişkilerden, iş hayatına dair birçok konu sıralayabiliriz. Aslında konumuz kayıplardan çok kalanların yaşadıkları acılar.
İnsanın acılara tutunarak, şikayet ettiği, beğenmediği bir hayatın için de bocalaması!
Gitmeseydi, bitmeseydi, öyle olmasaydı diye uzayıp giden cümleler. Ölenin ardından, biten ilişkilerin ardından kişilerin giripte bir türlü çıkamadıkları yas tutma süreçleri, kaçırılan fırsatlar veya hastalıklara teslim olmak, benim de böyle bir hastalığım var diyerek sahiplenmek…
Farkına varmadan bağlanırız, insanlara, eşyalara, ilişkilere ve çeşitli davranış kalıplarına. Kendimizden vaz geçer, başkaları için yaşamayı önemser hatta bununla da övünürüz. Ben olmasam o olamazdı, o olmasa ben bir hiçtim ya da o giderse ben ne yaparım diye düşünce girdaplarında bocalayanlarda azımsanmayacak çoğunluktadır.
Tüm bunların kime ne faydası var?
Kendi yaşam yolculuğumuzda seçimlerimizle yarattığımız hayatımızın değerini ne kadar biliyoruz?
Yaptığımız seçimlerin, hayata nereden baktığımızın, kullandığımız kelimelerin ne kadar farkındayız?
Ertelediğiniz her ne ise zaman ilerledikçe ulaşılmaz hale gelmesi kaçınılmazdır. Ya da telafisi olmayacak sonuçlara yol açması da aslında bilinen bir gerçeklik değil midir?
Bazen özgür irademizle seçimler yaptığımızı unutur, mecburiyetlerin ardına sığınırız. Oysa yaşamayı göze alamadığımız durumların varlığını kendimizden bile saklamaya çalışırız. İnsan alıştığı konfor alanını bırakmak istemeyerek mazeretler üretir, illa tutunacak bir şey bulur.
Mazeretimiz her ne olursa olsun, başımıza gelen durum bizim yaşama tutunma tavrımızın kanıtıdır.
Kabul edelim yada etmeyelim, her birimiz, birer yaşam sanatçıları değil miyiz?
Empat varlıklar olduğumuzu sık sık hatırlamak da yarar var. Zira yaşadığımız şeylerin %98’i bizlere ait olmadığını biliyoruz artık. Ve biz izin verdiğimiz sürece her durum dönüştürülerek değişebilir.
Sadece bu yaşamdan göçenlere bir şey yapamayız ama bu gidişi kabullenmek, gidenin ardından hayatı daha çok farkında olarak yaşamak gerekmez mi? Bu tavrımız emin olabiliriz ki gideni de onurlandırır.
Sonsuz ve sınırsız varlıklar olduğumuzu, ruhun ölümsüzlüğünü hatırlamak, kendi gücümüzü kabul etmek bizleri aşağı çeken tutunduğumuz veya bize tutunan her şeyi etkisiz hale getirmek için iyi başlangıç olacaktır.
Mutluluk bir seçimdir, sizin için ne anlama geldiğini henüz bilmiyor olsanız bile…


