Ana Sayfa / Gündem / SERPİL YILMAZ & Tanrı ve Dante

SERPİL YILMAZ & Tanrı ve Dante

5 Şubat 2023 03:060 görüntülenme
SERPİL YILMAZ & Tanrı ve Dante

Tanrının ağzından; Bir kitap yazmakta olduğunu duyduğum, sürgüne gönderilmiş Floransalı bir şairdi bu. Kitap, bana ulaşma umuduyla ilahi âlemlerde yolculuk eden bir seyyahı anlatıyordu. Bu konu bana büyüleyici geldi ve yazarla bizzat tanışarak projeye katkıda bulunmaya karar verdim. İtiraf ediyorum ki bu eserin benim talimatlarım doğrultusunda yazılması arzusundaydım ama beklediğim olmadı.

Bu mağrur ve kaçak şairi bulmak üzere aceleyle yola koyuldum. Onu Toscana dağlarının arasındaki koruluk bir vadide buldum, korkunç bir kışın dondurucu soğuğunda, uluyan bir kar fırtınasının ortasında.

Dante'nin keskin bir profili, kemerli bir burnu vardı; utangaç ama kibirli bir adamın hızlı adımlarıyla yürüyordu. İnanılmaz bir hiddetle tiratlar savuruyordu ve felaketine neden olanlardan intikam alma konusunda bükülmez bir azme sahipti. Dünyaya yeniden düzen getirecek bir kitap yazma fikri belki de bu azmin içinde boy vermişti: Onu ruhani olarak papadan ve imparatordan daha güçlü kılacak, bütün Hıristiyanlardan daha Hıristiyan yapacak bir kitap. Ölümsüzlüğe ulaşmanın bir yoluydu bu. Bunu ilk bakışta anlayamadım, çünkü ölümsüzlük benim ilgimi çeken bir konu değil. Varlığımın çok ve çeşitli biçimleriyle onu kendimde fazla zahmetsizce buluyorum belki. Ama Dante ölüm düşüncesini saplantı hâline getirmişti ve zaman denizlerini aşacak bir gemi olarak görüyordu bu kitabı.

Karşılaştığımızda Dante karın içinde yolunu kaybetmiş, böyle bir havada tanımadığı bir ormanın içine daldığı için kendine küfrediyordu. Sığınacak bir yer arayarak sağa sola koşturuyor, önünden geçip giden hayvanları gördükçe korkuyla titriyordu. Sonunda ayağı kaydı ve korkuyla bağırarak bir bayırdan aşağı yuvarlandı. Kara ve çamura batmış bir hâlde ayağa kalkmak için çırpınırken onun karşısına çıktım ve tamı tamına şöyle dedim: "Ben Tanrı'yım. Sana yardım etmeye geldim. Neden karşılaşmamızı yazmıyorsun? Seni bu umutsuz durumdan nasıl kurtardığımı anlatarak başlayabilirsin."

Onu fırtınadan uzaklaştırdım ve yakındaki bir şatonun kapısına kadar ona eşlik ettim. Dante'nin odasını gözetleyerek günlerce şato duvarlarının etrafında dolandım, Dümenine yapışmış bir dümenci gibi sandalyesine yapışmıştı. Uzaktan onu sürekli cesaretlendirdim ve yazdıklarını okumaya söz verdim.

Metni gerçekten elime alıp okuyunca canım sıkıldı. Dante'nin hikâyesinde olay baştan sona değişmişti: Fırtınada kaçışan yabandomuzlarının ve tavşanların yerini kurtlar, leoparlar ve aslanlar almıştı. Dante Cehennem'in ilk kıtasını bir oturuşta yazmıştı ve daha önce yazdığı her şeyi tamamen değiştirmişti. Onu misafir eden şatonun kapısı cehenneme açılan kapıya dönüşmüş; aşk acısı içindeki şairin Lübnan sahillerindeki ölümüne ilişkin hikâye fırtınadaki uzun yürüyüşümüz sırasında bu hikâyeyi ona ben anlatmıştım. Tersyüz edilerek Paolo ile Francesca'nın hikâyesi olmuştu. Erkekle kadın arasındaki bedensel aşk günahkarlıkla damgalanıyordu bu hikâyede.

Cehennem, araf ve cennet kavramlarının asılsız olduğunu ona açıklamak için elimden geleni yaptım. Hayattan sonra hayat olmadığına inanmak zorundaydı. Kabul edilmesi zor bir gerçekti bu ama benimle olan ilişkisindeki çocukça aşamadan çıkmak istiyorsa insanoğlunun bunu yapması şarttı. Dante'yi etkilemek için fırtınalı gecelerde camlarını zangırdattım, yeniden bütün görkemiyle ortaya çıkan bir güneşin kudretiyle bakışlarımı üzerine diktim, minik bir yılan olup ayaklarının dibinde bittim, dağ doruklarından inen bir kartal gibi geniş daireler çizerek alçaldım; ama o başka bir dünyadan manzaralar anlatan dizeler yazmayı sürdürdü. Dante'nin emrindeki güzelliğin içerdiği tehlikelerin farkındaydım. Kendi kendine tutkun bu yeteneğin yalanlar üretme gücü büyüktü, hem de ne muazzam bir zarafet ve inandırıcılıkla! Rüzgâr şeytani bir fırtına olmuş, kartal öbür şairlerin üzerinde kuşların kralı gibi dolaşan Homeros'un gölgesine, hırsızların ruhları yılanlara dönüşmüştü.

Baharın ilk gününde, şatodaki konukların oluşturduğu neşeli bir grup Tiren sahiline indi. Denizin engin görüntüsü uzakta belirince Dante bir çığlık attı. Aynı çığlıkla Araf'ın başında yeniden karşılaşacaktım, kış mevsimini arkada bırakan hacıların dağın eteklerindeki kumsalda yürüyüşü sırasında. Bir martı bize doğru süzülünce Dante bakışlarıyla onu izledi ve Tanrı'nın haberci meleği oracıkta vücut buldu. Şair tek başına yürüyor, bölük pörçük dizeler okuyordu. Karga burnu dört bir yana dönüyordu, kitabının kelime haznesi evrenin kendisiymiş gibi. Bu arada, ayaklarının altındaki kum olan ben de parçalanan ve yok olan zamanın görüntüsüne dönüştüm.

Dante'yle ilişkim burada bitmedi. Dante yeni bir koruyucu aramak üzere oradan ayrılınca, onu yeniden bulmak epey zamanımı aldı. Aradan on yılı aşkın bir zaman geçti. Bu süre içinde, yeni topraklar peşinde denize açılan gemicilerin arasına karışarak Avrupa'nın ve Doğu'nun her yerini gezdim. Yaratılmış dünyayı değiştirmekte olanlarla ahbaplık ettim: Kıtadan kıtaya baharat ve araç gereç taşıyan tüccarlarla, para ve mal değiş tokuşuyla uğraşan bankerlerle, evlerinin bodrumuna kapanarak, adi madeni altına çevirme umuduyla zehirli gazlar ve gizemli aletlerle kendilerine eziyet eden simyacılarla. Sanki herkesin ruhunda her şeyin başka bir şeye dönüşmesi gerektiği yazılıydı, sanki insanoğlu, sadece gelip geçici bir hayvan olduğunu bildiği için acele ediyordu.

Kör ama çalışkan karıncalar gibi her yere yayılmış olan bilim insanları ve mucitler, yüce canlı organizmanın yaylarını ve dişlilerini bulma umuduyla dünyada el yordamıyla geziniyor ve gün ışığına çıkardıkları dev mekanizmalarda bana kendimin bütün parçalarını gösteriyorlardı.

Kaynakça: Tanrının Ağzından Evrenin Hikayesi / Franco Ferruccı

Paylaş:
Serpil YılmazTanrı ve Dante

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz