SERPİL YILMAZ & Okuma Aşkı

Bana yemyeşil bir doğanın için de olmak ve kitap dolu bir kütüphanenin varlığı daima iyi gelmiştir. Bana iyi gelen çok şey var aslında ama bu yazımda kitaplar üzerine biraz düşüncelerimi naçizane aktarmak istiyorum. Seksenli yıllarda, çocukluğumun geçtiği köydeki evimizde kitaplığımız yoktu. Abimin bazı hafta sonları şehirden eve gelirken getirdiği gazete ve dergiler çok değerliydi benim için. Bir de ilkokul kitaplarım vardı, her yıl okul bitse de hiçbirini atmaz, matematik kitabı hariç diğerlerini tekrar tekrar okurdum.
Bazen de ilkokul öğretmenimin verdiği kitapları büyük bir merakla okurdum. Okuduğum kitaplar arasında Ömer Seyfettin’nin hikayeleri olduğu gibi dokuz on yaşlarında bir çocuğun okuyabileceğinden daha çok yetişkinlerin okuyacağı kitaplar da vardı. En çok sevdiğim kitaplardan biri Bozkurtların Dirilişi’ydi. Türkler ve Çinliler arasında geçen mücadelesinin anlatıldığı bu kitaptaki kahramanlar beni çok etkilemişti. Türk kadınının aile ve toplum içinde güçlü duruşu, erkeklerin kadına karşı daima saygılı olması, Türk insanının korkusuzluğu ve cesareti ilham vericiydi. Halk Ozanları ile de bu kitapta tanışmıştım.
Yunus Emre, Karacaoğlan ve Mevlana ile de yıllık yapraklı maarif takvimi üzerindeki şiirleri ve deyişlerini okuyarak tanıştım. Günlük tek tek koparılan takvim yapraklarının arka kısmında yazan kısa öyküleri, şiirleri hayranlıkla okuyordum. O günlerde, nerde bende ertesi günü bekleyecek sabır! Takvimin tamamını hem de günlük koparılan takvim yapraklarını yeniden okuyordum. Benim kitap okuma aşkım abimin evindeki kütüphaneyi görünce bayram etti.
Bu defa da Türk klasiklerine takıldım, Reşat Nuri Güntekin’nin Çalıkuşu, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Gülyabani’si Refik Halid Karay’ın Nilgün adlı eseri ve daha niceleri. Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun, Kapı, Anahtar, Kilit isimli kitapları da çok sevdiğim eserler arasındaydı. Bir ara okuduğum tüm kitapların adlarını ve yazarlarını not alıyordum neyse ki sonra bıraktım yazmayı. On sekiz yaşıma gelinceye kadar o kadar çok kitap karakterleriyle tanıştım ki sonraki yıllarda insan ilişkilerin de bana çok katkısı olmuştur.
Zamanla kitap ve yazarlarını dikkatle seçmeye bilinçli bir kitap okuyucusu olmaya başladım. Otuzlu yaşlarıma kadar yabancı yazarların kitaplarını çok merak etmediğim sürece almadım. Bunun nedeni belki de yine on üç, on dört yaşlarımda okuduğum Dostoyevski’dir. Suç ve Ceza isimli kitabındaki baş karakterin hep sarhoş ve melankolik olmasıdır ve bu durum bende ön yargı oluşturmuş olabilir. Böyle dediğime de bakmayın Tolstoy’un Anna Karenina adlı eserini de çocuk yaşımda okumuş biriyim. O dönem yaşıma göre kitap öneren olsaydı da dinlermiydim! Emin değilim.
Dünya yazarlarına bakış açım Chrıstophe Grange isimli yazarın bir tavsiye üzerine okuduğum Kurtlar İmparatorluğu isimli eseriyle değişti. Nefis bir kurgusu vardı ve kitap içindeki karakterlerden birinin kimliği Türk çıkıyordu. Şamanizme de atıfta bulunan bu eseri çok beğenmiştim. Daha sonraları bu yazarın birkaç kitabını daha okudum yanılmıyorsam içlerinden biri de Ölü Ruhlar Ormanı’ydı ve okurken çok korktuğum nadir eserlerden biridir.
Marlo Morgan’ yazdığı Bir Çift Yürek, Paulo Coelho’nun Simyacı’sı ve daha nice yazarlar ve kitapları.
Sonraları Hakan Günday’ın “Az” adlı eserini okudum ve dehşete kapıldım. Yaklaşık iki hafta kendime gelemedim. İçeriği bol acı yüklüydü. Çok merak etmeme rağmen diğer kitaplarını okumaya cesaret edemedim. ( Kitabın içine fazla girip karakter ile bağ kuruyorum sanırım. )
Neyse ki bu arada Louıse L. Hay kitapları ile tanıştım ve kişisel gelişim kitaplarına olan ön yargımı da kırmış oldum. Tanrılar Okulu, okuyup bitiremediğim kitaplar arasında ve onları okumamı bekleyen pek çok kitabım var. Bulduğu her şeyi okuyan bir çocukluktan bugüne geldiğim de kitap alırken daha seçici oldum çünkü yaşam kısa ve okunacak çok kitap var. Arayıp da bulmadığım bazı kitaplar var özellikle Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili Kanatsız Kuşlar yazarı Louıs de Bernıeres bunlardan biri.
Günümüz de ailelerin gelişim çağında olan bir çocuğun yaşına uygun kitaplar alması elbette çok önemli ve buna dikkat edildiğini görmek beni mutlu ediyor.
Sanat ve Edebiyatın olmadığı bir yaşamı hayal bile edemiyorum.


