Ana Sayfa / Gündem / SERPİL YILMAZ & MUHTEŞEM AN

SERPİL YILMAZ & MUHTEŞEM AN

26 Aralık 2021 00:380 görüntülenme
SERPİL YILMAZ & MUHTEŞEM AN

Bir şarkı dinliyorsunuz. Aniden size "Şu anda sen kimsin?" diye sorsam birden ve spontane olarak, doğru kelimeleri bulmaya çalışmadan bu soruya nasıl cevap verirsiniz? Eğer soru sizi şoke etmediyse, şarkıyı mırıldanarak cevap vereceksiniz. Eğer soru sizi şaşırttıysa, "Şu anda sen kimsin?" diye cevap vereceksiniz. Fakat düşünmeyi bırakırsanız, bu an hakkında değil de geçmişle ilgili bir şeyler anlatmaya çalışacaksınız bana. İşiniz, adınız, adresiniz gibi kişisel tarihinizle ilgili bilgi edineceğim. Fakat ben, şu anda kim olduğunuzu sordum geçmişte kim olduğunuzu değil. Gerçeğin, yani yaşayan şimdinin, farkında olmak, deneyimin her an her şey olduğunu keşfetmektir. Bunun dışında başka bir şey yoktur -deneyimi deneyimleyen başka bir deneyimi yoktur "sen" in.

Kendimizin en çok farkında olduğumuz anlarda bile farkında olduğumuz “kendimiz”, kasların gerilmesi, sıcaklık ya da soğuk hissi, acı ya da tedirginlik, soluma ya da kalp atışı gibi her zaman belirgin bir duygu ya da algıdır. Kişinin kendi dudaklarını öpmesinin ya da kendi burnunu koklamasının bir anlamı ya da ihtimali olmadığı gibi algıları algılayan bir algı da asla olamaz.

Mutlu olduğumuz ve eğlendiğimiz zamanlarda, genellikle anın farkında olmaya ve deneyimin her şey olmasına izin vermeye oldukça hazırızdır. Böyle anlarda "kendimizden geçeriz”, zihnimiz kendi kendini bölmeye teşebbüs etmez ve deneyimden ayrı olmaya çalışmaz. Fakat ister duygusal ister fiziksel olsun ister gerçek ister öngörülen olsun, acının ortaya çıkmasıyla ayrılma başlar ve döngü bu şekilde sürüp gider.

"Ben"in şimdinin gerçekliğinden kaçmasının mümkün olmadığı açıkça görülünce içsel karmaşa sona erer çünkü "ben" şu an bildiğim şeyin dışında başka bir şey değildir. İnsan zevkin farkına nasıl varıyorsa acının, korkunun, can sıkıntısının ve kederin farkına da aynı şekilde farkına varmaktan başka yolu yoktur. İnsan organizmasının hem fiziksel hem de psikolojik acıya adapte olma konusunda muhteşem güçleri vardır. Acı, ondan kaçmak için geliştirilen içsel çaba tarafından sürekli olarak uyarılmadığında, “ben”i o duygudan ayırdığınızda bu güçler tam olarak devreye girer. Bu çaba, acının beslendiği bir gerilim ortamı yaratır. Fakat gerilim bitince beden ve zihin tıpkı suyu bir bıçakla keser gibi acıyı özümser.

Başka bir hikâyede ise bir adam Çinli bilgeye "Ateşten nasıl kaçabiliriz?" diye sorar, acının ateşinden bahsederek. Bilge "Ateşin tam ortasına git," der. Adam "O zaman yakıcı alevlerden nasıl kaçarız?" diye sorunca bilge, "Canını yakacak daha fazla acı olmayacak!" diye yanıt verir. Çin'e kadar gitmemize gerek yok. Aynı fikir, Dante ve Virgil'in Cehennem'den çıkabilmek için buldukları yolun cehennemin tam ortasında geçtiğini anlattıkları İlahi Komedya'da vardır.

Büyük mutluluk anlarında, genel olarak, durup "Ben mutlu yum," ya da "Keyif bu işte!" diye düşünmeyiz. Normal olarak, haz doruğa ulaştıktan sonra azalana kadar ya da hazzın biteceği kaygısını duymadıkça bu türden düşünceler aklımıza gelmez. Böyle zamanlarda içinde bulunduğumuz anın öylesine farkındayızdır ki bu deneyimi başka bir deneyimle kıyaslamak için bir girişimde bulunmayız. Bu nedenle onu adlandırmayız, çünkü isimler, ünlemlerin dışındakiler, karşılaştırmaya dayanır. "Neşe", "keder"in karşıtı olarak ondan ayrılır, bir zihinsel durum diğeriyle karşılaştırılır. Neşenin ne olduğunu hiç bilmemiş olsaydık o zaman kederi keder diye tanımlamak imkânsız olurdu.

Fakat gerçekte neşeyle kederi karşılaştıramayız. Karşılaştırma, birbirini izleyen çok hızlı iki zihinsel durum için geçerlidir ve gözlerinizi bir kediden köpeğe çevirir gibi duygularınızı kederden neşeye, neşeden kedere çeviremezsiniz. Keder sadece neşenin hatırlanmasıyla kıyaslanabilir ki bu da neşenin kendisiyle aynı şey değildir.

Kelimeler gibi, hatıralar da gerçekliğini "yakalamada" asla başarılı olamaz. Hatıralar bir anlamda soyuttur, yaşananların kendisi değil onlar hakkındaki bilgilerdir. Hatıralar asla deneyimin özünü, şu andaki yoğunluğunu ve somut gerçekliğini yakalayamaz. Onlar yaşamın bittiği, deneyimin öldüğü haldir. Hatıralar yoluyla öğrendiğimiz bir şey ikinci eldir. Ölmüş büyükannenizin hatırası, büyükannenizin ölmeden önce kim olduğunun tekrarıdır. Fakat gerçek şu ki büyükannenizin her zaman söyleyecek ya da yapacak bir şeyi olurdu ve siz onun bir sonraki adımından kesinlikle emin olmazdınız.

O zaman deneyimi anlamanın iki yolu var. Birincisi onu diğer deneyimlerin anılarıyla karşılaştırmak ve adlandırıp tanımlamaktır. Bu, onu ölmüş ve geçmişte kalmış olana göre yorumlamak demektir. İkincisi ise onun, şimdi olduğu gibi farkına varmaktır; hazzı yoğun olarak yaşadığımız, geçmişi ve geleceği unuttuğumuz, şimdinin her şey olmasına izin verdiğimiz ve böylece mutlu olduğumuzu bile düşünmediğimiz anlarda olduğu gibi.

Her iki anlayış biçimi de farklı şekillerde kullanılır. Fakat aralarında, bir şeyi kelimeler aracılığıyla bilmekle onu doğrudan bilmek arasında fark vardır.

Kaynakça: Güvencesizlikteki Bilgelik / Alan W. Watts

Paylaş:
Muhteşem AnSerpil Yılmaz

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz