SERPİL YILMAZ & İsteklerimiz Hedefini Nasıl Bulur?

İstediklerimiz ve arzularımız, olması gerektiği şekilde nasıl gerçekleşir? İstediğimiz şey nasıl gelip bizi bulur? İsteklerimizin yöneldiği insanlar bizi nasıl bulacaklarını nereden bilirler? Vücudumuzdaki bir bölge bilgileri alıp bilincimize aktarıyor olabilir mi? Bu yeni bilinci günlük hayatımızla nasıl bağdaştırabiliriz?
Bu cevabı, bu alanda büyük rol oynayan DNA'mızdır. Genetik kodumuzun destekçisi odur. DNA'nın keşfinden beri inandığımız ve benim de okulda öğrendiğim şey, DNA'nın genetik koddan hareketle sadece hücre için proteinlerin üretilmesinden sorumlu olduğudur.
Ama asıl şaşırtıcı bilgi, DNA'nın % 90'ının protein sentezi için gereksiz oluşudur. DNA'nın bu kısmı iletişim için kullanılır. Bu bulgu Rus bilim insanları Vladimir Poponin ve Peter Gariaev tarafından ortaya konulmuştur: DNA şu ana kadar kabul edilenden çok daha fazlasını içerir.
DNA, çevresiyle iletişim kurar.
Poponin ve Gariaev DNA'nın bir alıcı ve verici olarak çalışmaya programlandığını gösterdi.
Ayrıca bu iki Rus bilim insanı DNA'nın bu şekilde oldukça iyi çalıştığını da gösterdi. DNA'mız sadece bizimle değil, diğer insanların DNA'sıyla da iletişim kuruyordu. Günümüzde DNA'mızın var olan her şeyle bir bağ kurduğunu biliyoruz.
Bununla beraber, burada bilimin çok daha şaşırtıcı bir keşfine ulaşıyoruz:
DNA'mızın başka insanların ve başka canlıların DNA'larıyla kurduğu iletişim, bu zamana kadar bildiğimizden çok daha farklı bir şekilde gerçekleşiyor. Bu etki, zamanın ve mekanın dışında, daha üst bir boyutta ortaya çıkıyor. Bu etki için hiperuzay terimini ortaya koyduk.
Bu bilgi alışverişinin daha da ilginç yanı, açıkça hiçbir sınıra bağlı olmaması. Ne uzaklık ne de zaman bu bilgi akışında bir engel oluşturabiliyor. Zaman konusunda en küçük bir uyumsuzluk bile söz konusu olmuyor. Atom saatiyle bile, en küçük bir gecikme ölçülemedi.
Bunun için DNA, hiperuzaya özgü, solucan deliği denilen enerji kanallarını kullanıyor. Albert Einstein ve Nathan Rosen 1935 yılında bu bilgiyi ilk tanımlayan kişilerdi. Bu kavram, aynı mekandaki iki köşenin birbirine bir tünelle bağlı olduğunu belirtmek için kullanıldı.
Solucan delikleri sayesinde, bizimle aynı rezonansta bulunan bir kişinin bizden ne kadar uzakta olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bu kişi yatakta yanı başımızda ya da dünyanın öteki ucunda olabilir. Uyuyor ya da uyanık da olabilir. Yaydığımız bütün bilgiler aynı anda hiperuzayda bir enerji tünelinde hareket ederek hedefine ulaşır ve oradaki DNA tarafından alınarak işlenir. Hatta bu enerjinin DNA tarafından sadece alınmadığını, depolandığını da söyleyebiliriz. Böylece DNA bilgi deposu görevi de görür. Aslına bakılırsa, bedenimizde muazzam bir veri bankası bulunur.
'Gerçekleşecek İsteklerimiz' Bizi Nasıl Bulur?
Artık aydınlatılması gereken tek konu, bizimle aynı rezonansta yer alan enerjinin dünyadaki milyarlarca DNA arasında bizi nasıl bulduğudur. Sonuçta bu DNA'ların her biri bilgi alışverişi gerçekleştirir. O zaman evren hiç yanılmadan isteklerimizi bize nasıl ulaştırır?
Bir yandan aralıksız olarak yayın halindeyiz.' Olumlu ve olumsuz düşüncelerimizle sürekli olarak rezonans alanımızı programlıyoruz. İsteklerimize ve görüşlerimize ya da korkularımıza ve endişelerimize bağlanırken, rezonans alanımız aynı dalgada yer alan (aynı sıklıkta titreşen) her şeyi kendine çeker.
Ama öte yandan her birimiz bir genetik isme, yani koda sahibiz. Adli inceleme tekniklerinde ya da babalık testlerinde bu koddan bahsedildiğini zaten hepimiz duymuşuzdur. Her insanın DNA'sı parmak izleri gibi eşsizdir. Enerji konusunda da bu durum geçerlidir: DNA'mızın enerji izi açık ve net bir adres belirtir.
Titreşim o kadar belirgindir ki bizim için uygun olan çözüm Anka'nın saat örneğinde olduğu gibi her zaman bizi bulur.
Olumlamalar Nasıl İşler?
Bugün düşündüğün şeye yarın dönüşürsün
Doğru bir şekilde istemek, sadece kendi kodumuzu yeniden programlamak için çok uygun bir yoldur. DNA'mız her türlü bilgiyi alarak depolayabilir. Bu bilgiler olumlamalarla, kendiliğinden gelişen eğitimlerle, meditasyonla, kendi kendini telkin ederek, 'öyleymiş gibi yaparak' veya görselleştirerek elde edilmiş olabilir.
Bir kere daha hatırlayalım: Gerçekte hiçbir sınır söz konusu değildir. Gerçek sınırlar sadece kafamızda bulunur.
İnandığımız şeye dönüşmemizi sağlayan, her zaman inançlarımızın gücüdür.
Örneğin sağlık konusunda istekte bulunmak, hastalığı inkar etmek anlamına gelmez. Bunun yerine kendi kendimizi iyileştirme gücümüzü harekete geçirmek isteriz. Görselleştirme yoluyla, hastalığa dair düşünceleri sağlıkla ilgili düşüncelerle değiştiririz ve geçmişte hep yaptığımız gibi vücudumuzla ilgili yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünmek yerine, bu olumlu enerjiyi vücudumuzda harekete geçiririz.
Vücudumuz düşüncenin en küçük etkisine bile tepki verir. Eğer kendi kendimizi iyileştirebileceğimize inanırsak, vücudumuzu her alanda kendi kendini iyileştirmeye yönlendirebiliriz. Birçok kişi için mucize olarak görünecek bu durum, bir kere iyileştikten sonra gerçeğin kendisi haline gelecektir. Sonuç olarak bu değişim, düşüncelerimizin ne kadar güçlü olduğunu kanıtlar.
Kaynakça: Rezonans Kanunu/ Pierre Franckh


