SERPİL YILMAZ & Evrenin neye ihtiyacı var?

Ya Tanrı aramızda ve verdiği mesajları anlamıyorsak!
Zaten Tanrı bize şahdamarımızdan daha yakın değil mi? Bizler onun parçaları değilmiyiz?
“Tanrının ağzından Evrenin hikayesi” isimli kitaptan bir alıntı paylaşmak istedim.
Parlak bir beyne ihtiyacım vardı. Her yerde Augustinus'un böyle bir beyin olduğu söyleniyordu ve bu kadarı merakımı uyandırmaya yetti. Gerçi söylenenlere pek inanmıyordum, insanlar çok sık yanılıyordu. Ne var ki, Augustinus'un penceresinden çalışma odasına girip de onu elinde stilusla benim bulunduğum yere doğru bakarken görünce, bütün şüphelerim dağıldı. Yanından geçtiğimi görmemişti ama her nasılsa varlığımı hissetmişti; çünkü hemen yazmaya başladı. Pencerenin yanın da bir usturlap duruyordu, yerlere ve masayı destekleyen kürsünün üzerine açık kitaplar saçılmıştı. Odanın öbür ucunda, Augustinus'un arkasında bir heykel gördüm, yanında yeşil bir örtüyle kaplı bir yükselti vardı. Augustinus'un ne yazdığına bakmak için oraya geçip oturdum.
İlk düşüncem Augustinus'a rüyasında görünmek olmuştu; ama birçok ressamın bana yakıştırdığı, o sakallı ihtiyar adam kılığında değil. Augustinus'un annesi Monika'yı taparcasına sevdiğini öğrenmiştim. Bunun üzerine ona annesinde yaratacağım bir rüyayla ulaşmaya karar verdim.
Rüyasında Monika, büyük bir üzüntü içinde, ince bir kalasın üzerinde ayakta duruyordu. Ona yaklaşıp neden o kadar kederli olduğunu sorduğumda, Augustinus'un ruhu için korktuğunu söyledi. Ben de ona, yüreğini pek tutmasını, o cılız tahtanın üzerinde birlikte durmakta olduğumuzu, Tanrı'nın yanı başında olduğunu söyledim. Monika'nın rüyası burada bitti ve kadın hemen oğluna anlatmaya koşarak diyalektikçilerin üstadını sonu gelmez düşüncelere sürükledi. "Bunun anlamı nedir?" diye sordu Augustinus, "senin olduğun yerde onun da olması veya onun olduğu yerde senin de olman ne anlama geliyor?" Kadının kafası karışmıştı, sustu ve konuyu kapattı.
Nitekim o ara da çok sayıda projeyle meşguldüm ama seçilmiş öğrencime geri dönmeyi hiç unutmuyordum.
Augustinus nereye gittiyse ben de peşinden gittim. Kartaca'dan ayrılıp Roma'ya yerleşmişti, ortodoks Hiristiyan inancına her gün biraz daha yaklaşmaktaydı. Yerleşik doktrinlere duyduğum güvensizlikle, onu giderek artan metafizik kuşkuların içine salmak istiyordum. Dikkatini yarattığım evrene çevirmek istiyordum, bütün güzelliğine rağmen acıyla dolup taşmakta olan evrenime. "Kötülüğün kaynağı nedir?" sorusuyla ona eziyet ettim ve dünyaya tarafsız bir gözle bakmaya zorladım onu.
Onu fırtınalı denizlere götürdüm, vahşi hayvanlarla dolu ormanlara, adalet dağıtan ve orduları savaşa süren insanların arasına soktum. Yaralıların inlemelerini dinlettim, kanı ve vahşeti gösterdim. Aç çocukların ölümünü seyretmeye zorladım onu; ölmeyip hayatta kalacak olsalar tarlalarda ve madenlerde işe koşulacak ve yirmi yaşında beli bükük ihtiyarlara dönüşecekti bu çocuklar. Bütün bunların nereden geldiğini ve sorumlusunun kim olduğunu bana açıklamasını istiyordum. Gözlerimin içine bakarak, öngörümün yetersizliğini ve bütün yanlış hesaplarımı kabul etmesini istiyordum. Yaratılışa benim hiç katılmamış olduğumu sanan, her şeyin ikincil ve hırslı bir Tanrı'nın elinden çıktığını düşünenler yanılıyorlar. "Ben bunların hepsiyim, Augustinus! Sen de anlayamazsan, kim anlayacak?"
Bir keresinde sarsılmış gördüm onu. Yüzü korkuyla çarpılmıştı. Kendini dizlerinin üzerine attı, bir süre gözyaşları içinde dua ettikten sonra ayağa kalktı ve suratıma doğru haykırdı: "Beni rahat bırak, İblis!" Düşünebiliyor musunuz, bana söylüyordu bunu! Ama pes etmedim. Bir pazar günü Milano'da sarhoş bir dilenci kılığına girdim. Yakın dostu ve koruyucusu Piskopos Ambrosius'un arkadaşlarıyla birlikte yürürken önüne çıktım ve ıstırabımı sokak ortasında sergiledim. Sık sık kapıldığım duygunun nasıl bir şey olduğunu, evrenin şefkate ve ayıklığa şiddetle ihtiyaç duyduğunu anlamasını istiyordum.
Kendimize, insanlara, doğaya, hayvanlara gerçekten ne kadar şefkatliyiz? Ne kadar ayığız?
Yaptığımız şeyler kendimizle birlikte bütüne katkı mı?
Kaynakça: Franco Ferruccı / Tanrının ağzından Evrenin hikayesi


