Romanya Tarihinde Türk İzleri – 9

Gazete Balkan Arşivi’nden
İlk Yayın Tarihi: 25 Eylül 2009
Proje ve Yayına Hazırlık: Hamdi Yılmaz
Araştırma ve Çeviri: İlmia Süleyman
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Türk Belediye Başkanı’nın Kilise Yapma Macerası
Belediye Başkanıydı Kemal Agi Amet, üstelik Paris ve Berlin’deki okullarda okumuştu. Zamanın siyasetçileri ve özellikle de Karasu (Mecidiye) şehrindeki Müslümanların arasında pek saygın bir yeri vardı. Romanya’daki efsanesi hala canlı tutuluyor.
İlk Türk Belediye Başkanı olarak, yerlilerin ihtiyaçları karşılamaya gayret eden biriydi. Romenlerin o zaman kiliseleri yoktu. Karasu şehri para topladı ama yeterli değildi.
Agi Memet, pek Romence de bilmiyordu, düzgün konuşamazdı.
Bir gün, bütün cesaretini topladı ve Başkent Bükreş’e gelerek, o zamanın Kültür ve Kült Bakanı olan Tache Ionescu’yu ziyaret etti. Amacı, bu kilise için para almaktı. Takım elbisesi ve başındaki eksik olmayan fesi, biraz da çekingen haliyle oldukça bozuk bir Rumence ile:
“Bagan Bey, Ben Mecidiye belediye başkanıyım. Orada Hristiyanlar için başlattın bir kilise, temel attın, para az bende, ileriye gidemiyor ben. Yardım et şu kiliseyi bitireyim.” dedi.
Tache Ionescu, ona para olmadığını anlatmaya çalışınca, Agi Amet birden alevlenerek, “Ben Müslüman, sen Romen ve Hrıstiyan, ben kilise yapmak istiyor Karasu’da ve sen istemiyor mu? Utan bre aman, aman! ”
Agi Amet Karasu şehrine biraz zorla da olsa o gün Bükreş’ten devrin parasıyla 10 bin Ley ile dönüyor ve 12 bin ley ile kilisenin inşasına başlıyor. Kilise Romenleri oldukça sevindiriyor.
1899’da kilisenin açılışı ve kutsaması oldu. Kilise, haç şeklindedir ve muntazam şeklinde duvarları boyanmış. İşin tuhaf yanı, yardım etmek istemedikleri kilisenin kazancı oldukça yüksekmiş. Eski Karasu şehri su anki Mecidiye adını taşıyor ve bu belediye başkanının unutulmaması için, şehrindeki bir caddeye adı veriliyor…
Kısa bir efsane de olsa, artık Dobruca’da olduğumuzu size belirtmek istiyorum. “Kültür yelpazesi” diye isimlendirdiğim bu yer, Türklerin 500 yıla yakın bir süre evi oldu. Romanya’da en çok Türk izleri kalmış ve kültürü tanınmış topraktır Dobruca. Türkler nasıl geldiler ve burada hangi efsaneler dolaşıyor? Bir bakalım…
Türklerin Dobruca’daki ilk izleri 1418’e dayanıyor. Tuna ve Karadeniz’in arasında olan bu topraklarda, ilk Türk kolonisi Babadağ’da XIII.cü asırda gerçekleşiyor. Buraya birkaç Türk, derviş Sarı Saltuk Dede’in himayesinde yerleşiyorlar. O zamandan beri Babadağ adı, Romanya’nın en eski Türk köyü adı olarak kalıyor. İşte 1418’den 1878’ e kadar uzanan Türk Osmanlı hakimiyeti, buranın hemen değişmesine neden oluyor. Eğer ilk Türkler askerlik nedeniyle geldiyse, ikinci akım ise, Sultan II.ci Beyazıt ile Varna (bu gün Bulgaristan’a ait bir topraktır) şehrine yerleşiyorlar ama bu grup ticaret yapanlardan ibaretti.
Anadolu’dan gelen Oğuz Türkleri ve Kırım’dan gelen Tatar Türkleri Dobruca’yı tamamiyle değiştireceklerdi. XVII. Yüzyılda çoğu köylerin ve şehirlerin adı Türkçe idi.
Küstendje- Constanta, Karasu- Medgidia, Allah Kapısı- Poarta Alba, Kara Ömer- Negru Voda oldu. Örnekler çoğaltılabilir.
1850’de Dobruca’da nüfus durumları şöyleydi: Toplam 15 bin 764 aileden, 4 bin 800 aile Türk idi, yani anlayacağınız gibi bu yerin en çok insanı halindeydiler.
Türkler için en güzel zaman dilimi XIX’cu yüzyılda oluyor çünkü, zengindiler, ekonomik durumları iyiydi. Evlerini özellikle topraktan, kerpiçten yapıyorlardı. Taştan yapımı Türk evi yoktu. Zengin Türklerin evi “konak” adı taşıyordu ve ikiye bölünüyordu: birisi harem yani kadınlara ait bölüm ve ikinci de selamlık bu da erkeklere ait imiş.
Romanya Osmanlıya karşı bağımsızlığını kazandıktan sonra, Dobruca Romen sınırları içerisinde bir parça haline geliyor (1878) ve Türklerin bir kısmı Osmanlı’nın Balkan’daki topraklarına yöneliyorlar. Arşiv kayıtlarına göre çoğu da geriye dönmüş.
O zaman Türkler, eğitim söz konusu olunca daha çok din ve askerlik gibi alanlara ağırlık vermiş.
1900 senesinde Dobruca’da 238 Camii vardı. Vakıflar da vardı, en önemlilerini sayacak olursam, Mangalya’daki Vakfı 1590 yılında Esmahan Sultan açmıştı.
Sonra Babadağ’daki, 1610’da Silistre Paşası Gazi Ali tarafından açıldı. Şu anki Mecidiye eski adıyla da Karasu şehri, Sait Paşa tarafından Sultan I. Abdul Mecit’i onurlandırmak amacıyla kuruldu.
XIX. yüzyılın sonuna doğru, Mecidiye Babadağ’ın yerini alarak Türkler’in kültürel merkezi oldu. Yine bu dönemde, Dobruca Türk Gençleri Derneği’ni İbrahim Atemo açıyor. Bu dernek çatısı altına önde gelen Türk isimlerini ve siyasi mültecileri toplamıştı.
Romen devletinin insiyatifi sonucunda, 1888 ve 1894 yılları arasında, “Dobruca Gazetesi” adıyla ilk Romence Türk gazetesi yayımlanıyor. 1909’da şair Mehmet Niyazi, burada “Dobruca Sesi” gazetesini yayına çıkarıyor. 1921’de Köstence’de, Hayat gazetesi çıkıyordu. Habib Hilmi tarafından 1929’da “Hakses” gazetesi basılıyor.
En önemli ise, 1936 – 1941 yılları arasında, Türkçe dili kullanan bir tiyatromuz da varmış. Okullarda Türkçe olarak eğitim, 1954’e kadar sürmüş ve sonra kapatılmış.
Dedelerin bıraktıkları miraslara iyi bakan Dobrucalı Türkler, kimliklerini muhafaza ederek, benliklerini, üç Kıta’ya sahip olmuş bir soydan geldiklerini de yaşadıkları bütün zorluklara rağmen unutmadılar…


Zaruri açıklama
Gazetemizin 3 Ağustos 2022 tarihli nüshasında www.gazetebalkan.ro adresli internet sitemizde “Türk Belediye Başkanı’nın Kilise Yapma Macerası” başlıklı 9. Dizi yazı ile ilgili gazetemizi telefonla arayan bir okurumuz şu görüşleri kaydetti:
“Türklerin Romanya’daki varlığı en az bin yıllıktır. Kıpçaklar, Kumanlar, Hunlar, Peçenekler var. Bin yıllık Türk varlığını 500 yıla indirgemek doğru değildir.
Romanya’daki ilk Türk Belediye Başkanı Hacı Abdulkerim’dir. 1886- 1878 yılları arasında belediye başkanlığı yapmıştır. Yanlış bilgiyi aktarmak yerine hiç yazmamak daha iyidir.”
***
Bu dizimizde yer alan efsanelerin tamamına yakını Rumen kaynaklarından derlenmiştir. Gazetemiz bir tarih kitabı, diziyi derleyip yayınlayanlar da tarihçi değildir. Nikolay Çavuşesku’nun 200 tarihçiyi görevlendirerek hazırlattığı 5 ciltlik Romen tarihinin Osmanlı öncesi dönemini anlatan 2 ciltlik kısmının aynı zamanda bir Türk tarihi olduğunu, bu iki ciltin fotokopisinin Mustafa Ali Mehmet’te olduğunu, Hoca’nın vefatından sonra bunun kayıp olabileceğine dikkat çekerek sahip çıkılması gerektiği ile ilgili makaleler yazan, TDK başkanlarından ilgili herkese kadar şifahi olarak uyaran da gazetemizin sahibidir. (4 Ağustos 2022) GAZETE BALKAN


