Romanya Tarihinde Türk İzleri – 7

Gazete Balkan Arşivi’nden
İlk Yayın Tarihi: 24 Eylül 2009
Proje ve Yayına Hazırlık: Hamdi Yılmaz
Araştırma ve Çeviri: İlmia Süleyman
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
ELENA ÇAVUŞESKU’NUN HAZİNE MERAKI
Bildiğiniz gibi, efsanelerimizde, Türk kahramanları vardı ve elbette hazineler.
Romanya’nın efsaneleriyle ve özellikle bu efsanelerin hazinelere açılan yollarıyla, oldukça ilgilenmiş bir de diktatör karısı Elena Çavuşesku da vardı.
Hangi gerekçe ile olduğunu bilemeyiz ama belki de egosunu tatmin etmek veya daha da fazla zenginleşmek amacıyla, gizliden “Siyah Kabine”yi kurmuş. Bu kabineden eşi Nikolay Çavuşesku’nun bile, haberi yokmuş. Siyah Kabine, ayrı bir departmandı ve hedefi de az önce söylediğim gibi, Romanya topraklarındaki hazineleri bulmaktı.
Kültür Bakanlığına organize ettirdiği sempozyumlarda, ünlü tarihçileri getirtip, Romanya hazinelerinden haber alıyordu. Bu tarihçiler ülkesine hizmet ettiklerini sanıyorlardı ama ne yazık ki, hazırladıkları raporlar Elena’nın bürosuna ve buradan da araştırılmak üzere Altın Bey lakabı taşıyan bir generale ulaşıyormuş. Altın Bey’in bulduklarının çok küçük bir bölümü müzelere ve diğer kalan büyük kısım ise, çok ilginç, uluslararası antika piyasasına ulaşıyordu. Bu ticareti Altın general sıkı takip ediyordu ve Nikolay Çavuşesku’nun haberi bile yoktu.
“Siyah Kabine” mensupları bütün bilgileri işleme sokuyorlardı ve bir şey bulunduğunda, hemen “zekiler” takımını kazmak için yolluyordu. Bunun sonucunda birçok tarihi yerleri mahf etmişlerdi.
Çavuşeskulardan sonra da hazine arayıcıları durdurulamadı. Tam tersi, Bulgaristan’dan gelenler de oldu ama Romen polisi onları yakaladı.
Hazine arayanları bu olay durdurmadı elbette. Efsanelerden esinlenip, o yerlere gidip santim, santim tarama yapıyorlar. Zaman içerisinde yanlarında aramalarına yardımcı olan dedektörler de alıyorlardı. Cernişoara’da mesela, polis 11 kişiyi yakaladı. 15 metrelik kuyu kazdılar ve eğer yakalanmasaydılar devam edeceklerdi.
Efsanelere göre, altının ya da gümüşün bulunduğu yerde, ateşler çıkıyormuş. Bu olayı, kimyacılar bilimsel bir açıklamayla doğruladılar. Fizik-Kimyasal bir olayın sonucunda bu altınlar bir gaz çıkartıyormuş. Çıkardıkları gazın rengi, toprak altında bulunan hazineye göredir. Bazen sarımsı, bazen morumsu ya da mavimsi bir renkte imiş bu gazlar. Çıkan gazlardan oluşan ateşler, ne kadar yüksekse, hazine o kadar derinde saklı olduğunu gösteriyormuş. “Hazineciler” polisin eline geçtiklerinde en çok kullandıkları mazeret, “burada arkeolojik arazi olduğunu bilmiyorduk” şeklindeymiş.
Müfettiş Lorin Ursa, “İlkbaharda ve sonbaharda özellikle Dobruca, tuhaf tuhaf insanlarla doluyor ve bir bakıyorsun, bunlar yerlilerden efsane sormaya başlıyorlar” diye durumu özetledi.
Evet, efsaneler halkın mirasıdır. Bunu kesin silemeyiz. Ne var ki, hazinelerin bulunduğu efsanelerde, halkın zihninde bunlara karşı bir korku da yerleşmiş. Halka göre, hazineleri gizleyen kişiler, bu hazineleri korumak adına beddua bırakmışlar, ya hazineyi bulan ölüyor ya da gece altınlar topraktan çıkıp dans ediyor veya ne bileyim, şeytani iş diye bu hazinelere karşı soğukluk yaratılıyor. Çoğu kez insanda merak uyandırmıyor tam tersi, ondan uzak kalmanın daha iyi olduğunu inanılıyor…
Kaynak: “Online” Gazetesi ve “Libertatea” gazetesi


