Romanya Tarihinde Türk İzleri – 6

Gazete Balkan Arşivi’nden
İlk Yayın Tarihi: 23 Eylül 2009
Proje ve Yayına Hazırlık: Hamdi Yılmaz
Araştırma ve Çeviri: İlmia Süleyman
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
SULAR ALTINDA KALMIŞ TÜRK CENNETİ
Evet, değerli okuyucularımız, gerçeğin içinden bir efsaneye geldik. Hangisini anlatayım? Romanya’daki Türklerle dolu bir toprağı mı, yoksa 1971’de bu Ada-Kale dedikleri yerin Çavuşesku’nun “yüce” projesi neticesinde, sular altında bırakıldığını mı?
Bu dramı, iki yıl önce tarihiyle, hayatıyla, kimliğiyle her şeyiyle, bir dizi de anlatmıştık.
Diziyi hazırlarken beni duygular sarmıştı. Unutmak daha kolay deniliyorsa da unutamıyorsun. Bu, Romanya’nın içinde, benliğimizi koruyan tek topraktı. Tasvirlerde huzur içinde, doğanın ve Allah’ın verdiği bollukla yaşayan bir halk vardı. Romenleri bu toprağın anısı bile, hâlâ büyülüyor. Ya bizleri?
Bir avuç Türk’ün sularla çevrelenmiş ve kendileri için Cennet’ten yaratılmış bir topraktı. Tren yolu yoktu. Orada yaşamış bir kişinin söylediklerine göre, bisiklet bile yokmuş. Çavuşesku bunları Ada’dan çıkarttığı zaman araba görmüşler. Yani, bir kelimeyle, Romanya topraklarında küçük, muhteşem orijinal haliyle eski bir Türkiye cenneti…
Şu anki konumuz efsaneler olduğu için, fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama burada, bu topraklarda, Miskin Baba’nın efsanesi -zaman aşımı olsa bile-, ölmeyeceğini görüyoruz. Miskin Baba’nın mezarı, Ada’nın girişinde sağ tarafında bir yerdeymiş. O Ada’ya geldiği için yerli Türkler çok gururluymuş. Çünkü, insanlar dünyanın her köşesinden gelip, mezarında dua ediyorlarmış, ondan yardım istiyorlarmış. Mucizeler yaratan biriymiş, Miskin Baba…
Evet, Miskin Baba, gerçekten yaşamış var olmuş biriydi.
Yerlilerin rüyasına geliyormuş, özellikle de kavgalı ailelerin rüyasına gelip onları barıştırıyormuş. Miskin Baba Özbekistan’dan gelme, soylu bir ailenin, prensiymiş. Eğitimli, sarayındaki erdemlilerden almış olduğu tüm kitapları okumuştu. Genç olmasına rağmen, saraydakiler onu bir Peygamber gibi görüyorlardı.
1786 yılında 30 yaşlarında prens iken bir rüya görmüş. Ona rüyasındaki ses, Tuna sularının yanında olan, kutsal bir Ada’ya gitmesini ve ancak bu şekilde, kendisinde ruh huzuru bulacağını söylemiş. Bütün mal varlığını fakirlere dağıtmış, arkadaşları ve ailesiyle vedalaşmış ve Belgrad topraklarına doğru gitmiş. Belgrad o zamanlar, Türklerin elindeymiş. Oradaki Sultan, halkın hırçınlığını yok etmek için, Miskin Baba’nın Sarayın hâkimi olmasını istemiş. Miskin Baba kabul etmiş ve o yere barışı getirmiş. Gitmek istediğinde, Belgrad Sultanı erdemli bir kişiyi kaybetmemek için sıkı takip edilmesi emrini vermiş. Saraydaki 12 kapıya nöbetçi koymuş ve kilitlemiş. O zaman mucize gerçekleşti işte…
Bütün nöbetçiler, Sultan’a koşup, Özbek Prensi’nin bu 12 kapılı duvarlarından geçtiğini haber vermiş. Böylece, rüyasında gördüğü Ada’sına kavuştu. Burada Ada-Kale’de yoksulluk içinde yaşamış ama herkesin sevgisini ve saygısını kazanmıştı.
Hastaları iyileştirir, insanlara geleceklerinden bahseder, Ada resmen, Mekke haline dönmüş. Herkes onun ziyaretine gelir. Mucizeleri, duaların gücüyle yapıyordu.
Bir gece, yerli Ali’nin rüyasına gelir ve mezarının tamir edilmesini söyler. Aynı zamanda, buraya Ada’ya önemli birisinin geleceğini ve kendisinden haklarını istemelerini söyledi. Miskin Baba olacağı bildiğinden Ali’ye şu sözleri ekler: “Ve bu ziyaretten sonra, ülke çok zor anlar yaşayacak ama siz sakın korkmayın, o felaketten sonra, insanların acısı üzerinde altın kupası yükselecek ve ülke huzura kavuşacak.” dedi. Yerliler, rüyada konuşmasına rağmen, bu kutsal adama inanmışlardı. Herkes elindeki parayı verip, mezarını tamir etmişlerdi. Ali’nin rüyasında bahsettiği önemli adam, Romanya Kralı II . Carol’un ta kendisiydi ve bu topraklara geldi, halkın tüm haklarını da verdi.
Daha sonrası, Çavuşesku yönetimine gelindi. Komünist Diktatör buraya baraj inşa etmek istedi. Ada, askerlerin aracılığıyla bombalandı. Yerlileri de bloklara, dairelere kapattılar. Miskin Baba’nın rüyada söylediği ‘felâket’in bu olması gerekiyordu…
“Ailem gelip cesedimi almak isteyecek, siz sakın vermeyin. Benim burada kalıp, beni kalplerine saklayan ve evlerine misafir eden bu halka, bu ülkeye, öldükten sonra da yardımcı olmam gerek.” demişti.
Miskin Baba’nın ruhu, hala Ada’da sular altındadır. Kim bilir, belki de, oradan yükselip, bu çok çekmiş ülkenin insanlarını hala da koruyordur.
Orada yaşayan bir kadın Ada’nın terk edilişini anlatıyor: “Evet, babam bize geriye bakmamamızı söyledi. Askerler sıra yapmışlar ve Ada’nın çıkışına kadar bizi uğurluyorlardı. Öküzleri arabaya taktık ve bütün evimizi buna sığdırmıştık. Hatırlıyorum da bir yaşlı gitmek istemiyordu. Ellerini kafasına dayayıp, sonra evine sarılıp, onu terk etmeyeceğini haykırıyordu. Onu oradan uzaklaştırmak için dört kişiye ihtiyaç oldu. Askerler yine de bize acıyarak bakıyorlardı ve bize iyi davrandılar…”
Bütün bunları size aktardıktan sonra, sizler için, arşivimizdeki en uygun resimleri bulmaya çalıştım. Kalbimdeki ve beynimdeki imajlar birbirlerini kovalıyorlar. Bugün ben, yarın başkası bu dramı anlatacaktır. Ama şu gerçek ortada: Ada-Kale geriye dönmeyecek ve bizler de bu yer için, düşüneceğimiz ama söyleyemediğimiz sözlerimizle kalacağız..
Ada’nın Kısa Tarihi:
1878- Berlin Kongre’sinden sonra, Bağımsızlık Savaş’ın sonunda, diplomasi oyunuyla, Ada-Kale, Avusturya-Macar İmparatorluğu’nun kontrolünde kalıyor (hakimiyetinde değil).
1918- Avusturya-Macar İmparatorluğu dağılıyor.
1921- Burada yaşayan halk, referandum aracılığıyla, Romen devleti himayesi altında kalmayı tercih ediyor.
1925- Ada’da Romenler kişisel bir işletim kuruyor.
1929 – Ada’nın postanesinde sigara fabrikası ve savaş sonrası da kızlar için, meslek okulu açılıyor.
1964- “Demir Kapıları I” hidrosantral’in çalışmaları bir açılış töreniyle başlıyor.
1964-1968- Ada- Kale adası, Drobeta-Turnu-Severin şehrine aitti.
1971- Hidosantral barajı kapatıldı ve Ada- Kale sular altında kaldı.



