Romanya Tarihinde Türk İzleri – 3

Gazete Balkan Arşivi’nden
İlk Yayın Tarihi: 17 Eylül 2009
Proje ve Yayına Hazırlık: Hamdi Yılmaz
Araştırma ve Çeviri: İlmia Süleyman
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
TÜRK GÖZÜ ŞELALESİ VE GELİN DUVAĞI NEHRİ
Acı bir aşk hikayesinden doğmuş olan cennet köşesi: Bey’in Gözü Gölü.
Türk izlerinin Romanya’da bu sefer Caraş Severin’e kadar uzandığını öğreniyorum. Bu güzellik mucizesini resimlerden görmem, Bükreş’in ne kadar zor bir yer olduğunu aklıma getiriyor. Anladığınız gibi, buraya gitmedim.
Anina ve Locvei dağlarının birleştiği yerde mucize “göl”, suyunun masmavi ve berrak olmasını sürekli akan Bey’in gözyaşlarına borçluymuş. Gölün etrafı yüksek ağaçlarla çevrili. Bu ormanda, geceleri periler çıkıp, dans ediyormuş. Gerçek dışı olsa da halkın kulağında en azından öyle kalmış. Sırlarla dolu bu cennet köşenin hayalinin bile güzel olduğunu düşünüyorum.
Bey’in vadisine ulaşabilmek için, Oravita şehrini ardınızda bırakmanız lâzım. Sonra, İlidia, Socolari ve en son olarak da Potoc köyüne gelmelisiniz. Türk’ün gözü yani Bey’in Gölü’nün gelin duvağı gibi buluştuğu bir şelale var. Bu şelale halkın zihninde gelin duvağı olarak biliniyor. Bir çoban kızının yeremediği aşkın duvağıdır bu.
Burası, efsanelerle dolu. Bütün bu efsanelerden en ünlü olan Banat bölgesindeki çoban kızın ve Bey’in aşkıdır.
Efsaneye göre, genç bir bey, (zengin ve yakışıklı bir bey imiş) bu topraklarda ara sıra ava çıkıyormuş. O zamanlarda Banat bölgesi Osmanlıların elindeymiş. Çiçek ormanına vardığında Bey, koyunların yanında güzel bir çoban kızı görmüş. Onu görünce, anında âşık olmuş. Kız da onu sevmiş. Bey, kızın güzel yüzünü görünce masmavi gözlerini, ondan alamıyormuş. Delice birbirlerine âşık olmuşlar. Terezia Kalesi’ni (Bu kaleyi Türkler inşa etmiş ve kalıntılar hala bugün, Dealul Cetati’de görünüyor) terk edip, her gün buluşmaya başladılar.
Kale’den biri Bey’in babasına yaranmak için, oğlunun çoban kızıyla buluştuğunu söylemiş. Bu aşkı öğrenince, babası “gavur kıza âşık olunmaz” diye, onları ayırmaya karar vermiş. Oğlanın aklını çelen kızın başını kesmesi için, birini göndermiş. Oğlan kızı kurtarmaya koşarken, -bugün bulunduğu Beusniuta şelalesi- ‘ne vardığında, kızın göğsünde hançer görmüş. O zamanlar orada şelale yoktu.
Bey kendi insanlarına karşı savaştı ve bu savaşta gözünü kaybetti. Gözün düştüğü yerde şu an Bey’in gölü bulunuyor.
Bey ağlamaya başladı ve uzun süre ağladıktan sonra, hançerini kendi kalbine sapladı.
Şelale’nin suyu sanki gölü kucaklamak isteyişinden dolayı gelin duvağına benzer bir hâl aldı.
Kızın bir nehre (Beușnița Nehri) ve genç adamın bir göle (Ochiul Beiului Gölü) dönüştüğü efsanesi günümüze kadar ulaşıyor.
Mucize olan şey, gölün suyunun kış döneminde donmaması.
Bu göl asla donmaz, su sıcaklığı yıl boyunca 4 ila 8 santigrat derece arasında sabit kalır. Bu, göçmen kuşların, gri balıkçılların veya yaban ördeklerinin sonbaharda ılık ülkelere gitmek yerine kışın burada kalması anlamına gelir.
Efsaneye göre, Sânziene gecesinde ililer çok güzel olan ve çekicilikleri ile erkekleri büyüleyen gölün etrafında toplanırlar.
Şimdi bu göl, Beușniţa nehrinin üç şelalesine, aynı adı taşıyan doğa koruma alanına ve vahşi çevrenin yanı sıra yakındaki Ortaçağ kalesi Ilidia'nın kalıntılarına yakın bir konumdadır ve Banat'taki en güzel turistik yerlerden birini oluşturur.
Masmavi rengiyle yıl boyu, Bey’in gözyaşları insanlara hediye olarak kalmış. Gerçekte bu gölü canlandıran ve dondurmayan küçük bir ırmakmış. Bu ırmağın suyu sürekli tazelendiği için gölün suyu isterse çok ağır kış şartları oluşsun, donmuyor.
Burada daha önce belirttiğim gibi, halkın inancına göre, bazı gecelerde periler suya girer ve horozun ilk ötüşüne kadar dans ediyorlarmış…
Kaynak: “Orman Dünyası” dergisi / yerel basından derleme





