Ömer Seyfettin ve hikâyesi

*Nazım Turan
Geçenlerde, futbol millî takımımızın kaybettiği bir maç sonrası rakip ülke takımının galibiyetine sevinen eski bir meclis üyesini görünce, Ömer Seyfettin’in “P.İ.Ç” adlı hikayesi aklıma geldi. Bu nahoş olay benim gibi birçok ülke be milletini seven vatandaşımızı derinden etkiledi . Bu konuya istinaden sizlerle aşağıdaki hikâyeyi paylaşmak istiyorum.
***
( P.İ.Ç )
Ömer Seyfettin’in ‘Piç’ adlı kitabından güzel, bir o kadar da ilginç bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum….
Ömer Seyfettin, asker kökenli bir yazardır. İstiklal Savaşı’nda birçok cephede savaşmıştır. Filistin Cephesi’nde olan bir hatırasında bakın neler söylüyor:
“Alman’ların yenilmesiyle savaş bitmiş, mütareke imzalanmıştı. Filistin’den çekiliyorduk. Birkaç arkadaş subayla, karşı tarafın da subaylarıyla, çekilme işlerini görüşmek için gittik. Karşı tarafta, Fransız üniformalı biri sık sık bana bakıyor, gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir anlam veremiyordum.
Fransız subay yerinden kalkıp bana doğru geldi ve:
‘Nasılsın Ömer Seyfettin?’ dedi.
‘Beni nereden tanıyorsun? Ben bir yüzbaşıyım. Öyle tanınacak kadar üst düzey bir kumandan değilim,’ dedim.
‘Ömer, biz seninle İstanbul’da Askeri Lise’de beraber okuduk, ben falancayım’ deyince, hayretler içerisinde baktım, hatırladım. Hep dini eleştiren, Osmanlı’yı kötüleyen, vatan, bayrak sevgisi olmayan bir öğrenci idi ama, yine de Fransız subay olması normal değildi. ‘Peki nasıl böyle oldun?’ dedim.
‘Ne zaman bir savaş olsa, Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyordu… Türkler kaybetse, zarar görse içimde bir sevinç oluyordu. Çoğu zaman kendimi ayıplıyor, ‘Neden böyleyim?’ diyordum. Bir gün anneme ısrarla sebebini sordum. ‘Dayanamayacağım, anlatacağım,’ dedi. İstanbul Hastanesi’nde Fransız bir doktor vardı. Hastaneye gidip gelirken birlikte oldum ve sen o Fransız doktorun oğlusun. Babanın bundan haberi olmadı, şimdi de sen öğrendin,’ dedi.
Zaten babam zannettiğim adam çoktan ölmüştü. O hastaneye gittim, şu tarihte burada çalışmış, şimdi Fransa’ya dönmüş olan, şu isimde doktorun adresi var mı? dedim, adresi verdiler, Fransa’ya gittim, babamı buldum, olanları, annemin sözlerini anlattım.
‘Anneni gerçekten sevmiştim,’ dedi ve beni kabul edip nüfusuna yazdırdı. Fransız okullarında eğitimimi tamamladım ve gördüğün gibi bir Fransız subayı olarak karşındayım,’ dedi.
Şimdi ben, Türk milletini, bayrağını, vatanını eleştirenleri gördükçe, acaba onlar da, ‘Piç’ mi? diyorum…
Ömer Seyfettin…
***
Hiçbir devlet, kendi milletine ve değerlerine karşı bu şekilde haince davranan insanlara izin vermez. Bu tür davranışlar, kanın bozuk olmasından kaynaklanır. Türk Devleti’nin sunduğu bütün imkanlardan faydalanan, kutlu TBMM çatısı altında vekillik dahi yapan bir kişinin, Türkiye’nin mağlubiyeti karşısında sevinç göstermesi kabul edilemez.
Bu hikâye ve yaşanan olay, bizlere her zaman vatanımıza, bayrağımıza ve millî değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatmalıdır. Kanı bozuk olanların, bu topraklarda huzur bulamayacaklarını ve milletimizin birliğine zarar veremeyeceklerini unutmamalıyız.


