Nazım Turan & Zamanı Kaçırmak, Geleceği Kaçırmaktır

Hayatın en acımasız gerçeği şudur: Gelişmeleri kaçırmak, günü yakalayamamak, zamanın akışına muhalefet etmektir. Kim ki zamanı ıskalar, aslında kendi geleceğini karanlığa gömer. Tarih bize bunun sayısız örneğini verir.
Zatü’l-Hareke’nin Hikâyesi

1860’ların sonunda İngiltere Kraliçesi Victoria, Sultan Abdülmecid’den İstanbul’da bir Anglikan Kilisesi yapılmasını istedi. Abdülmecid kabul etti, İngilizlere yer gösterildi ve yıllar süren inşaat sonunda kilise 1868’de ibadete açıldı.
O sırada tahta Abdülaziz vardı. Kraliçe Victoria, açılış hatırası olarak Sultan’a dönemin en modern icadını gönderdi: bir otomobil. Osmanlı topraklarının gördüğü ilk otomobil…
Lakin büyük bir mesele vardı: Halk, otomobili görünce şeytan görmüş gibi kaçıyordu. Medrese hocaları ve öğrenciler bile bu korkuya kapılmıştı. Araca “Zatü’l-Hareke” – yani kendi kendine hareket eden zat – denildi ama kısa sürede “şeytan işi” söylentisi bütün İstanbul’a yayıldı.
Sultan Abdülaziz huzursuz oldu, fetva istedi. Şeyhülislam Hacı Mehmet Refik Efendi günlerce ayetlerde, hadislerde “otomobil” aradı. Bulamadı. En sonunda “şeytan işi” fetvasını verdi. Otomobil Haliç’ten denize atıldı. Böylece İstanbul, 40 yıl boyunca otomobilden mahrum kaldı.
Matbaanın, Bisikletin ve Diğerlerinin Akıbeti
Oysa bu, tek örnek değildi. Matbaa Osmanlı’ya, Avrupa’dan tam 277 yıl sonra girdi. Çünkü bir kesim, “Kur’an harfleri bozulur” korkusuyla engelledi. O yıllarda Avrupa’da bilim kitapları basılıyor, düşünceler uçuyordu. Biz hâlâ hattatların göz nuru ile yetinmekteydik.
Bisiklet geldiğinde de aynı dirençle karşılaştı. “İffeti bozar” denildi. Çocuklar bile uzun yıllar pedala basamadı.
Değerli okuyucular, mesele otomobil, bisiklet ya da matbaa değildir. Asıl mesele, zamanı yakalayamamak, akışına uyum sağlayamamaktır. Tarih boyunca gerici korkulara saplanan toplumlar kendi geleceklerini karartmıştır. Bilinmelidir ki zamana kimse “dur” diyemez, gelişmelerin önüne kimse geçemez.
Bugünü kaçıran, yarını kaybeder.


