Ana Sayfa / Gündem / NAZIM TURAN & Türkiye’nin Sessiz Krizi: Tükenen Sular ve Kuruyan Göller

NAZIM TURAN & Türkiye’nin Sessiz Krizi: Tükenen Sular ve Kuruyan Göller

21 Eylül 2024 03:030 görüntülenme
NAZIM TURAN & Türkiye’nin Sessiz Krizi: Tükenen Sular ve Kuruyan Göller

Ülkemizde uzun süredir göz ardı edilen, ama her geçen gün daha da yakıcı hale gelen bir su krizi yaşıyoruz. Belki hepimiz farkındayız, ama ne yazık ki harekete geçmekte geç kalıyoruz. Bir yandan nüfus artıyor, şehirler büyüyor, diğer yandan göllerimiz kuruyor, barajlarımız alarm veriyor. Yeraltı sularını bilinçsizce tüketiyor, Konya Ovası gibi tarım bölgelerinde çiftçiler artezyen kuyularına umut bağlamış durumda. Ama ne yazık ki, bu kuyular da artık çare olmaktan uzak. Su seviyeleri o kadar düştü ki, kısa vadede çözüm görünmüyor.

NASA’nın verilerine baktım; gerçekten çarpıcıydı. Türkiye’nin birçok bölgesindeki yeraltı su depoları alarm veriyor, barajlar tarihî düşük seviyelere inmiş durumda. Konya Ovası’nda çiftçilerin suya erişimi giderek zorlaşıyor, çünkü yağışlar önceki yıllara göre %38 azalmış. Bu oran, aslında ne kadar zor bir dönemden geçtiğimizin en somut göstergesi. Oysa bu bölge, Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinir; ama kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle üretim hızla düşüyor.

Bu krizin etkilerini sadece tarlalarda değil, haritalarda da görüyoruz. 240 gölden tam 186’sı kurumuş. Tuz Gölü’nün ne hale geldiğini görmek gerçekten insanın içini acıtıyor. Gözlerimizin önünde haritadan siliniyor bu göller. Su sadece içtiğimiz ya da sulamada kullandığımız bir kaynak değil, o göller ekosistemlerin can damarıydı. Şimdi ise geriye sadece tuzlu bir çölleşme kalıyor.

Su krizini düşünürken, Türkiye'deki tarım arazilerinin çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Tarım arazilerimizin %26’sı yüksek, %64’ü orta ve %9’u düşük derecede çölleşme tehlikesi yaşıyor. Su stresi bu kadar yoğunken, topraklarımızın hızla verimsizleşmesi geleceğimizi tehdit ediyor. Buna bir de 2050’de Türkiye'nin yiyecek ihtiyacının %100 artacağını eklediğimizde, ne kadar büyük bir gıda kriziyle karşı karşıya olduğumuzu görmek zor değil. Ancak ne yazık ki, bu koşarak gelen çölleşme ve gıda krizi siyasetin gündemine bile giremiyor.

Su, hayattır. Bu çok basit ama bir o kadar da derin bir gerçek. Her damla su, yalnızca bizim için değil, doğadaki her canlı için yaşam demektir. Su olmadan hayat olmaz. Ama biz, yaşamın bu temel kaynağını hoyratça tüketiyoruz. Her geçen gün daha az yağmur yağıyor, daha fazla su tüketiliyor, ama kimse ciddi anlamda bir şey yapmıyor gibi. Göç, nüfus artışı, bilinçsiz su kullanımı derken, Anadolu insanı maalesef kendi sonunu hazırlıyor. Doğayı talan ediyoruz, su kaynaklarını yok ediyoruz ve bunu yaparken de kendimizi değil, çocuklarımızı, geleceğimizi riske atıyoruz.

Su kıtlığı sadece uzak bir tehdit değil; kapımıza dayanmış durumda. Yarın daha büyük bir krizle karşı karşıya kalmamak için bugünden adım atmamız gerek. Bu göllerin, ovaların ve su kaynaklarının tükenmesine izin vermemeliyiz. Unutmayalım, tekrardan; su hayattır—ve bu hayatı korumak bizim elimizde.

Paylaş:
Nazım Turan

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz