Nazım Turan & Tesadüfi İmamlar, Liyakatsiz Makamlar

Değerli okuyucular,
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki; kimin hak ettiği yerde olduğunu, kimin tesadüfen makam sahibi olduğunu anlamak zorlaştı. Bir bakıyorsunuz işin ehli olmayan bir isim en kritik koltuğa oturmuş. Ne bilgi var, ne tecrübe, ne de emeğin karşılığı… Ama makam var. Bunun cevabı da malum: liyakat değil, torpil, kulis, sadakat düzeni.
Aslında bu manzara yeni değil. Yüzyıllar öncesinde de benzer örnekler vardı. En çok bilinenlerinden biri hiç kuşkusuz Bekri Mustafa’nın hikâyesidir.
Bekri Mustafa’nın Hikâyesi
1593 yılında Sultanahmet’te doğan Bekri Mustafa, genç yaşta içkiye olan düşkünlüğüyle tanındı. Meyhanelerde sabahlara kadar içmesiyle ün yaptı, bu yüzden “Bekri” lakabıyla anıldı. 41 yaşında hayata veda etti ama ardında birçok nükteli hikâye bıraktı.
Bir gün Sultanahmet’teki Küçük Ayasofya Camii’nin önünden geçerken, musallada bir tabut görür. Cemaat hazırdır fakat cenaze namazını kıldıracak imam ortalarda yoktur. İnsanlar beklemekten sıkılmıştır. O sırada başında kavuğu, sırtında cübbesiyle geçen Bekri Mustafa’yı görünce onu hoca zannedip öne geçirirler.
“Ben hoca değilim” dese de kimse dinlemez. Zorla öne geçirilen Bekri Mustafa, cenaze namazını kıldırır. Namaz biter bitmez tabutun yanına yaklaşır, örtüyü kaldırır ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat merakla sorar:
— “Ne söyledin?”
Bekri Mustafa gülerek cevap verir:
— “Şimdi sen ahirete gidiyorsun. Eğer orada bu dünyanın hâlini sorarlarsa, ‘Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu’ dersin. Onlar durumu anlar.”
Dün Böyleydi, Bugün Daha Da Öyle
Dört yüz yıl önce bir cübbe ve kavukla imam yapılan Bekri Mustafa ile bugün liyakatsiz ama güçlü bağlantılarla makam sahibi olanlar arasında aslında pek fark yok. O gün cemaat yanılmıştı, bugün toplum yanılıyor.
Bugün kamu kurumlarında akraba atamaları yapılırken, belediyelerde dost ve yandaş kayırmaları sürerken, üniversitelerde bilimin yerini biat kültürü alıyor. Şirketlerde ise bilgi ve tecrübeyi değil, tanıdık ilişkileri görüyoruz. Gençler diplomalarıyla kapı kapı dolaşıp iş ararken liyakatli insanlar görmezden geliniyor. Buna karşılık “doğru kişiye yakın” olanlar en parlak makamları kolayca elde ediyor. Halk geçim sıkıntısıyla boğuşurken, tesadüfi makam sahipleri lüks arabalarla konvoy yapıyor.
Ve daha da acısı şu: Bu topraklarda bir dönem sümüklü FETÖ bile ‘imam’ yapıldı. İşte liyakatsizliğin vardığı en uç nokta budur.
Son Söz
Asırlar önce Bekri Mustafa’nın söylediği o söz hâlâ kulaklarımızda çınlıyor:
“Bilin ki, maskelerle oynanan bu tiyatroda, liyakatsizler imam olur, tesadüfiler makam bulur.”

Tarih tekerrür ediyor. Fakat unutulmasın: Bu düzen sonsuza kadar sürmeyecek. O gün geldiğinde, sahte maskeler düşecek, tesadüfi imamlar susacak ve gerçek liyakat sahiplerinin sözü geçecek.


