NAZIM TURAN & Televizyonun Gücü: Yozlaşan Toplum ve Değişen Değerler

Son zamanlarda sürekli olarak toplumdaki dejenerasyon ve yozlaşma üzerine kafa yoruyorum. Aldığımız kötü haberlerin ardı arkası kesilmiyor, sürekli bir çöküş hali varmış gibi hissediyoruz. Medya, sosyal medya ve özellikle televizyon kanallarının bu olumsuz gidişatta ne kadar büyük bir etkisi olduğunu anlamak ise çok zor değil. Televizyon, toplumun belki de en etkili aracı. Biz Türk halkı olarak televizyonu fazlasıyla içselleştirmiş durumdayız. Maalesef okumayı çok sevmeyen bir toplum olduğumuz için televizyona dayalı bir yaşam tarzı geliştirdik. Televizyon izlerken beynimizi yormadan, elimizde kumanda, uzun saatler geçiriyoruz. Bir anlamda, hayatımızı ekranların belirlemesine izin veriyoruz.
Sabah programlarına baktığınızda, yozlaşmanın belki de en büyük sebeplerinden birini görüyorsunuz. Bu programlar kalitesizliğin zirvesinde, neredeyse hiçbir eğitici ya da öğretici içerik sunmuyorlar. İnsanlar sorunlarını, hayatlarını televizyon üzerinden çözmeye çalışıyor, adeta bir eğlence şovuna dönüşmüş durumda. Bir de bunun üzerine diziler eklenince tablo daha da karanlık hale geliyor.
Televizyonun değişen yüzü konusunda düşünmeden edemiyorum. Bizimkiler, Süper Baba, Mahallenin Muhtarları gibi eski dizilerde aile bağları, komşuluk, dostluk ön plandaydı. Ailece izlenirdi bu diziler ve birleştirici bir yanı vardı. Ama artık ekranlarda böyle yapımlar yok denecek kadar az. Günümüzde Kurtlar Vadisi ile başlayan şiddet ve mafya temalı dizilerle ekranlarımız dolu. Bir nesil bu dizilerle büyüdü. Şimdi ise Çukur, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, İçerde gibi dizilerle bu iş daha da ileri gitti. Her gün, illegal işler yapan, racon kesen karakterlerin hayatları normalmiş gibi gösteriliyor. Gençler bu dizilerden etkilenip, karakterlere özenir hale geliyorlar.
Televizyon ekranında sürekli şiddet, zorbalık, silahlar ve tehditler varken, çocukların bu ortamdan nasıl sağlıklı bireyler olarak çıkacağını sorgulamak gerekiyor. Bu kadar şiddet sürekli ekrana yansıyınca, elbette gençler ve çocuklar bu davranışları benimsemeye başlıyor. Hayatın her anında bu tür zorbalıklarla karşılaşmaları kaçınılmaz oluyor.
Sadece mafya dizileri değil, Kızılcık Şerbeti ve Bahar gibi diziler de başka bir boyuttan toplumsal dejenerasyonu körüklüyor. Öküzlük, patavatsızlık, ahlaksızlık adeta moda haline gelmiş durumda. Dışarıdan elit görünüp, içi bomboş karakterler ekranlarda boy gösteriyor. Bu dizilerde örnek alınacak, rol model olacak tek bir karakter bulmak neredeyse imkânsız.
Televizyon bir zamanlar topluma ayna tutardı; şimdi ise toplumun değerlerini sarsan, yozlaştıran bir araç haline geldi. Çocuklarımız ve gençlerimiz bu dizilerle büyürken, nasıl sağlıklı bir geleceğe ulaşabiliriz? Bu duruma bir şekilde dur demek zorundayız. Televizyonun sorumluluğu yeniden hatırlanmalı, topluma faydalı içerikler sunulmalı. Yoksa şiddet ve ahlaksızlık kök salmaya devam edecek.
Geleceğimizin şekillenmesi, çocuklarımıza doğru rol modeller sunmamıza bağlı. Ekranlarda yer alacak yapımlar, toplumun ahlaki değerlerine uygun, sevgi, saygı ve sorumluluk bilinciyle hazırlanmış olmalı.


