Ana Sayfa / Gündem / NAZIM TURAN & Sokak Hayvanları: Sorunlar ve Çözümler Üzerine Bir Değerlendirme

NAZIM TURAN & Sokak Hayvanları: Sorunlar ve Çözümler Üzerine Bir Değerlendirme

27 Temmuz 2024 15:520 görüntülenme
NAZIM TURAN & Sokak Hayvanları: Sorunlar ve Çözümler Üzerine Bir Değerlendirme

Şu anda Türkiye'de gündemin en önemli maddelerinden biri hayvan hakları ve ötenazi yasası. Türkiye’de ötenazi yasası tartışmaları, sokak hayvanlarının kontrol altına alınması için önerilen çözümler arasında yer alıyor. Bu yasa, sahipsiz ve rehabilite edilemeyen hayvanların ötenazi yoluyla popülasyonlarının kontrol edilmesini öngörüyor. Ancak, bu tür bir uygulamanın etkileri ve sonuçları üzerine ciddi endişeler ve tartışmalar mevcut. Hayvanseverler ve hayvan hakları savunucuları, bu yasa tasarısının hayvanların yaşam haklarını ihlal edeceğini ve etkili bir çözüm olmayacağını savunuyorlar.

Bu konuda bir yazı kaleme almak istedim ve konuyu araştırırken, tarihte yaşanmış olaylar ile Romanya’yı da ilgilendiren bir örneğe rastladım. Hem Türkiye'nin hem de Romanya'nın hayvan hakları konusundaki deneyimlerinden yola çıkarak, fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Bu yazıya hem bir hayvansever hem de bir köpek sahibi olarak katkıda bulunmayı amaçlıyorum. Sadece hayvanları değil, insanları ve her türlü canlıyı seven, "Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü" mottosuyla yaşayan bir toplumdan geldiğimizi belirtmek isterim.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, başıboş ve kontrolsüz hayvanlar birçok masum insanın da haklarını ihlal edebilir. Başıboş sokak hayvanları, özellikle büyük şehirlerde, insanlara fiziksel zarar verebilir, trafik kazalarına sebep olabilir ve çeşitli hastalıkların yayılmasına yol açabilir. Örneğin, sokak köpekleri ve kedileri, kuduz gibi ciddi hastalıkları taşıyabilir ve bu hastalıklar hem hayvanlar hem de insanlar için büyük bir tehdit oluşturur. Ayrıca, sokak hayvanları tarafından saldırıya uğrayan insanların yaşadığı travma ve yaralanmalar da ciddi bir sorundur. Bu tür olaylar, toplumda korku ve güvensizlik yaratabilir, insanların sokaklarda rahatça dolaşmasını engelleyebilir. Bu duruma mantıklı ve bilimsel çözümler bulmak şarttır.

#### Romanya’da Öldürmek Çözüm Olmadı

1990'lı yılların sonunda, iş yapmak için Türkiye'den Romanya’ya ilk geldiğimiz günlerde, kışın inanılmaz soğuk günlerinde sokaklarda başıboş köpekler doluydu. Kiraladığımız ev, iş görüşmelerini yaptığımız iş yerine çok yakın olduğu için genelde yürüyerek gidiyorduk. Sürekli bir korku ve tedirginlik içindeydik çünkü köpek grupları etrafımızda dolaşıyor, havlıyor ve bizi rahatsız ediyordu. O dönemde iş yapmak istediğim ve köpeklerden korkan bir arkadaşımın üzerine köpekler saldırdı. Bu olaydan çok etkilenen arkadaşım, bu ülkede iş yapamayacağını söyleyerek Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldı. Bu durum, iş planımızın olumsuz etkilenmesine neden oldu.

Romanya, 2001 yılında sokak köpekleri sorununu çözmek için ötanazi uygulamaya başladı. Ancak bu yöntem, köpek popülasyonunu azaltmak yerine daha da artırdı ve sokaklarda daha fazla köpek oldu. Çünkü toplama, anestezi, ötanazi iğnesi ve veteriner hekim istihdamı büyük maliyetler getirdi, ancak beklenen sonuç alınamadı. 2005’te yeniden artan köpek popülasyonu, bu yöntemin başarısız olduğunu kanıtladı. Ayrıca, köpeklerin çiftliklerden şehir kenarlarına terk edilmesi de popülasyonu artırdı.

2004’te kabul edilen Hayvanları Koruma Çerçeve Kanunu’nda 2008’de yapılan değişiklikle bu sefer ötanazi—istisnai bazı haller dışında—yasaklandı. Ancak bu da başka bir sorun yarattı: Toplanan köpekler barınakları doldurdu ve sistem kilitlendi. Sokak köpeklerinin popülasyonu bu uygulama yetersizlikleri nedeniyle artarken, 2013 yılında 4 yaşındaki Ionut Anghel köpek saldırısında hayatını kaybetti. Ortaya çıkan toplumsal tepki üzerine Romanya Parlamentosu yeni bir kanun hazırlayarak sahiplenilmeyen köpeklerin 14 gün sonra öldürülmesini düzenledi. Bu kanun popülasyonu azaltmak yerine sorunu daha da büyüttü çünkü bütçelerin çoğu ötanaziye giderken, çipleme ve toplumsal eğitime yeterli kaynak ayrılmadı.

#### Hollanda 'Aldığı Yere Bıraktı'

Hollanda ise farklı bir yol izledi. 19. yüzyıl sonlarında köpek popülasyonu artışı ve kuduz salgını ile mücadele eden Hollanda, başlangıçta köpek vergisi getirdi ve bu da daha fazla köpeğin sokağa terk edilmesine neden oldu. Ancak 1960’larda kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu ile sokak köpeklerinin sayısının kademeli olarak azaltılması için kapsamlı bir program devreye sokuldu. Bu programda köpekler toplanıp kısırlaştırıldı, aşılandı ve kimliklendirildi. Sahiplendirilmeyen köpekler tekrar aldıkları yere bırakıldı. Ayrıca, halkın barınaklardan köpek edinmesi teşvik edildi ve hayvanları terk etmek yasa dışı hâle getirildi. Bu yöntem sayesinde sokak köpeklerinin sayısı zamanla azaldı ve Hollanda’da sokak köpeği sorunu büyük ölçüde çözüldü.

Türkiye'nin mevcut hayvan hakları yasasında yapılması önerilen değişiklikler, sokak köpekleri sorununu çözmekten ziyade daha da karmaşık hale getirebilir. Romanya'nın ötanazi uygulaması başarısız oldu; köpek popülasyonu azalmadı, aksine arttı. Hollanda ise kısırlaştırma ve sahiplendirme programlarıyla bu sorunu çözdü.

İstanbul’da özellikle dikkatimi çeken bir diğer konu ise kedi popülasyonunun inanılmaz derecede fazla olması. Çoğu insan köpekler üzerine düşünüyor ama kediler de en az köpekler kadar, hatta daha fazla, sokaklarda yaygın. Kediler de kontrolsüz bir şekilde üremekte ve bu durum hem hayvanlar hem de insanlar için bir sorun teşkil edebilir. Bu konuda da ciddi adımlar atılması gerekiyor.

Benim kanaatimce, sokak hayvanlarını çiplemek, sınıflandırmak ve her birine kimlik kartı vermek, ayrıca kısırlaştırmak en etkili yöntemlerden biri. Bu şekilde, hayvanların nüfusunu kontrol edebilir ve insanlarla birlikte uyum içinde yaşamalarını sağlayabiliriz. Bunun yanında, yerel yönetimlerin bu süreci doğru ve düzenli bir şekilde yürütmesi, toplumun hayvanseverlik ve hayvanları besleme konularında bilinçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. İnsanlar, sokak hayvanlarının nasıl daha iyi koşullarda yaşayabileceğini ve onlara nasıl doğru şekilde davranabileceklerini öğrenmelidir. Bu, sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal bir sorumluluk olarak da ele alınmalıdır.

Sokak hayvanlarının sahiplenilmesi de bu sorunun çözümünde önemli bir rol oynar. Hayvan sahiplenmek, onların sokaklarda kontrolsüz bir şekilde çoğalmasını engeller ve onlara daha iyi yaşam koşulları sağlar. Sahiplenme oranlarının artırılması için devletin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışması, kamuoyunu bilinçlendirmesi ve teşvik edici programlar geliştirmesi gerekmektedir. Sahiplenilen hayvanların düzenli veteriner kontrolünden geçmesi ve bakımlarının yapılması da bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Bu konuda yalnızca bireysel görüşler değil, uzman bilim adamlarının, sosyologların, psikologların ve şehir plancılarının bir araya gelerek ciddi çalışmalar yapması şart. Türkiye’nin, Romanya ve Hollanda’nın deneyimlerinden ders alarak daha bilimsel ve sürdürülebilir politikalar geliştirmesi gerekiyor.

Sonuç olarak, kalıcı ve insani çözümler bulmalıyız. Hayvanları koruma konusunda kalıcı çözümler, kısa vadeli ve acımasız yöntemlerden değil, uzun vadeli ve bütüncül yaklaşımlardan geçer. Hayvanları ve insanları seven, onların huzur içinde birlikte yaşayabileceği bir dünya kurmak için elimizden geleni yapmalıyız. Hem hayvansever bir birey olarak hem de köpeğini çok seven biri olarak, bu konudaki görüşlerimi ve önerilerimi sizlerle paylaşmak istedim. Hayvan sevgisi ve insanca yaşamanın güzelliklerini hep birlikte yaşamak dileğiyle...

Paylaş:
Nazım Turan

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz