Nazım Turan & Narsiszmin Yükselişi, Dünyanın Çöküşü

Sevgili okuyucular,
Dünya çok değişik, çok sert ve giderek daha tehlikeli bir yöne doğru evriliyor. Bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok; hepimiz televizyonlardan, gazetelerden, sosyal medyadan olan biteni anbean izliyoruz. Savaşlar, darbeler, işgaller, yaptırımlar… Her şey gözümüzün önünde.
Ama benim söylemek istediğim mesele, olayların kendisinden çok bu olayları mümkün kılan zihniyet.
Bu dünya bu noktaya tesadüfen gelmedi. İnsanlık, yıllardır biriken ekonomik ve sosyal adaletsizliklerin, bu adaletsizlikleri üreten ve sürdüren emperyalist, komprador ve doymak bilmeyen yönetici tiplerinin sonucu olarak buraya savruldu. Sorun yalnızca sistemler değil; o sistemlerin başına çöken narsist, egoist ve kendini tarihin merkezine koyan yöneticilerdir.
Bugün dünyayı yöneten birçok figür, kendisini sadece güçlü değil; yanılmaz, sorgulanamaz, her şeyi bilen bir varlık gibi görmeye başladı. Bu, klasik bir iktidar sorunu değil; açık bir narsistik güç zehirlenmesidir. Narsisizm, emperyalizm ve despotizm artık gizlenmiyor; aksine meşrulaştırılıyor.
Psikoloji bize şunu söyler:
Aşırı üstünlük iddiası çoğu zaman derin bir yetersizlik ve güvensizlik duygusunun maskesidir. Sürekli alkış bekleyen, eleştiriye tahammül edemeyen, kendisini devletle özdeşleştiren liderler; aslında gücünden emin değil, güce bağımlıdır. Ve bu kişilik yapısı iktidarla birleştiğinde, ortaya sadece baskı değil, felaket çıkar.
Bu tabloyu görmek için küresel haritalara bakmaya bile gerek yok. Çevremizdeki en küçük alandan başlayarak bunu görebiliriz. Küçücük bir şirketteki idarecide, bir derneğin başkanında, küçük bir şehir yöneticisinde bile aynı refleks vardır:
“Ben bilirim, ben karar veririm, ben ne dersem o olur.”
İstişare yoktur.
Ortak akıl yoktur.
İtiraza tahammül yoktur.
Bu bir tesadüf değildir. Çünkü bu zihniyet tabandan değil, tepeden aşağıya doğru akan bir silsilenin ürünüdür. Yukarıda sorgulanmayan güç, aşağıda taklit edilir. Tepede hesap vermeyen, altta da hesap sormaz; sadece buyurur.
Ve şimdi bu zihniyetin dünyaya ne yaptığını açıkça görüyoruz.
Venezuela’da, kendisinden çok daha büyük bir gücün siyasi ve ekonomik müdahalesine maruz kalan bir ülke var. Seçimleri beğenilmiyor, yönetimi kabul edilmiyor, lideri hedef alınıyor. Burada mesele demokrasi değil; itaat etmeyen bir ülkenin cezalandırılmasıdır. Bu, modern emperyalizmin “yumuşak” görünen ama son derece sert yüzüdür.
Ukrayna’da ise başka bir örneğini görüyoruz. Güçlü olan, tarihsel iddialarını gerekçe göstererek sınır tanımıyor; bir ülkenin toprak bütünlüğünü hiçe sayıyor. Yine aynı narsistik refleks:
“Ben istersem girerim, ben istersem değiştiririm.”
Gazze’de yaşananlar ise bu zihniyetin en çıplak, en acımasız halidir. Sivil halkın, çocukların, kadınların hayatı; “güvenlik” adı altında yok sayılıyor. Orantısız güç, toplu cezalandırma ve açık işgal; utanmadan savunulabiliyor. Çünkü güç, vicdanın yerini almış durumda.
Bu örneklerin hepsi farklı coğrafyalarda yaşanıyor olabilir ama aynı zihniyetin ürünüdür:
Kendisini hukukun, ahlakın ve insanlığın üstünde gören narsist yönetici zihniyeti.
Ve burada artık şu gerçeği söylemek zorundayız:
Sorumluluk sadece bu liderlerde değil.
Adaletsizliğe alıştık.
Zorbalığı normalleştirdik.
Güçlünün hukukunu, hukukun yerine koyduk.
Sessiz kaldıkça bu düzen büyüdü. “Bana dokunmuyor” dedikçe, bir başkasının hayatı yok edildi. Bugün dünya bu haldeyse, bunun nedeni yalnızca yönetenlerin zalimliği değil; seyirci kalanların suskunluğudur.
Bu suskunluk kırılmadan;
ne barış gelir,
ne adalet,
ne de insanlık kendine gelir.


