NAZIM TURAN & Narin Güran Cinayeti ve "Mutluluk" Filmi: Acı Bir Gerçek

Küçük Narin Güran’ın trajik ölüm haberi, hepimizde olduğu gibi bende de derin bir sarsıntı yarattı. Olayların detaylarını izlerken, zihnimde hemen Zülfü Livaneli’nin Mutluluk filmi canlandı. Yıllar önce izlediğim bu filmin hikâyesi ile Narin’in yaşadıkları arasındaki benzerlikler içimi burktu ve filmi yeniden izlemek zorunda hissettim. Ne acıdır ki, yıllar geçmesine rağmen kadınlara yönelik şiddet ve töre cinayetleri hâlâ toplumumuzun kanayan yarası olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Livaneli’nin Mutluluk filmi, Türkiye'nin doğusunda geleneksel bir toplumda yaşayan Meryem adlı genç bir kızın trajik öyküsünü anlatıyor. Amcası tarafından tecavüze uğrayan Meryem, suçlu ilan edilip namus uğruna öldürülmeye mahkûm ediliyor. Kendi ailesi bile, Meryem’i bir kurban olarak görmek yerine, bu korkunç olayı örtbas etmek ve "namuslarını temizlemek" adına onu hedef alıyor. Bu durum, töre cinayetlerinin ne denli acımasız ve toplumsal bir trajediye dönüştüğünü acı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Tıpkı Meryem gibi, Narin de toplumsal baskıların bir kurbanıydı. Belki istemeden de olsa görmemesi gereken şeylere tanık oldu. Masumiyetlerine rağmen hem Meryem hem de Narin, geleneklerin, yanlış anlaşılmaların ve toplumsal beklentilerin kurbanı oldular.
Narin Güran ve Meryem: Acımasız Toplumsal Yargılar
Narin Güran’ın yaşadıkları, adeta Meryem’in filmdeki hikâyesinin gerçek hayattaki bir yansıması gibiydi. Masum bir çocuk olan Narin’in hayattan koparılması, toplumsal baskıların ve kadına yönelik şiddetin ne denli derin bir sorun olduğunu bir kez daha gösteriyor. Filmde Meryem, toplumsal normlar nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, Narin de aynı acımasız toplumsal anlayışların kurbanı oldu.
Bu cinayetler, bireyin en temel hakkı olan yaşam hakkını hiçe sayan "namus" kavramlarının ve töre kültürünün ne kadar tehlikeli olabileceğini gözler önüne seriyor. Kadınların ve çocukların, bu bölgesel ve kültürel baskılar nedeniyle hayatlarının sona ermesi, toplumumuzun çözmesi gereken en büyük sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor.
Toplumsal Uyanışa Çağrı
Narin’in ve onun gibi masum kurbanların hikâyelerinin, umarım toplumsal bir uyanışa vesile olmasını dilerim. Töre cinayetleri, kadınların yaşamlarını karartan bu anlayış, artık son bulmalı. Hiçbir gelenek, hiçbir namus anlayışı, bir insanın yaşam hakkının önüne geçmemeli. Kadına yönelik şiddete karşı sesimizi yükseltmeli, bu mücadelede hep birlikte dayanışma içinde olmalıyız. Çünkü her bir can, bu dünyanın en değerli hazinesidir ve hiçbir bahane, onun elinden alınmasını meşru kılamaz.


