NAZIM TURAN & Kırmızı Gül Demet Demet: Revan Yolunda Bir Ananın Ağıdı

Anadolu’nun toprağı, havası, türküsü bir başka… Burada her dize, her nota, acının, sevdanın, hasretin izini taşır. Türküler vardır, yüreğimizi dağlar; çünkü biliriz ki ardında bir hayat, bir hikâye vardır. Hele anaların evlatları için yaktığı ağıtlar, halkın dilinde en derin türkülerimize dönüşür. İşte “Kırmızı Gül Demet Demet” de Revan yolunda yitip giden genç bir delikanlının hikayesini anlatır; anasının acısını bize taşır.
1635 yılında, Osmanlı’nın güçlü padişahı IV. Murad, doğu sınırlarını güvence altına almak amacıyla Safeviler’e karşı Revan Seferi’ne çıkar. Zaferle sonuçlanan bu seferle birlikte Revan, yeniden Osmanlı topraklarına katılır ve ticaret yolları tekrar açılır. Doğudan batıya mal akışı hızlanır; Revan’a ticaret yapmak isteyenlerin sayısı artar.

Mehmet, Erzurum’da yaşayan genç bir delikanlıdır. Annesiyle birlikte küçük bir tarlada ekmeğini kazanır, hayatını sürdürür. Anasına düşkünlüğü dillere destandır; her gün tarladan dönerken yol boyu topladığı kırmızı gülleri anasına getirir. Bu güller, anasına duyduğu sevgiyi gösterir; anası da her akşam o güllere bakar, oğlunun sevgisini yüreğine çeker.
Ancak Mehmet’in gönlünde başka hevesler vardır. IV. Murad’ın Revan’ı almasıyla ticaret yollarının yeniden açıldığını duyunca, içinde bir heyecan uyanır. Kendi ürünlerini Revan’a götürmek, Erzurum’dan çıkıp dünyayı görmek ister. Bu düşünceyle annesinin yanına gelir; son bir defa izin ister. Anası ise endişelidir, Revan’a gitmenin zorluğunu, yolun tehlikelerini düşünür, içi hiç rahat değildir. Yüreğinde bir ağırlıkla “Gitme oğul, başka bir yol bul,” der ama gençtir Mehmet, ne yapar eder, anasını ikna eder.
Bir sabah erkenden Mehmet, anasına son bir demet kırmızı gül bırakır ve Revan’a doğru yola çıkar. Yol boyunca hayaller kurar; kazandığı parayla anasına daha iyi bir hayat sunmayı düşünür. Ancak kader, Mehmet’e başka bir yol çizer. Yolculuk sırasında yayılan veba salgını Mehmet’i bulur, genç yaşında hastalığa yenik düşer. Mehmet’in cansız bedeni bir ağacın altına defnedilir; Erzurum’a geri dönen tüccarlar, bu acı haberi anasına ulaştırır.
Mehmet’in annesi, oğlunun bir daha dönmeyeceğini bilse de her gün kapının önünde bekler. Her kırmızı güle bakışında Mehmet’i hatırlar; acısını yüreğine gömer. Bir gün ağıt yakmaya başlar; oğlunun anısını yaşatmak için söylediği bu türkü, zamanla Anadolu’nun dört bir yanına yayılır. “Kırmızı Gül Demet Demet,” artık bir annenin evlat acısının feryadı, yankısı olur.
Kırmızı Gül Demet Demet
Kırmızı gül demet demet,
Sevda değil bir alamet.
Gitti gelmez ol muhannet,
Şol revanda balam kaldı, yavrum kaldı…
Kırmızı gül her dem olmaz,
Yaralara merhem olmaz.
Ol tabipten derman gelmez,
Şol revanda balam kaldı, yavrum kaldı…
Ne güle doydu bu gözler,
Ne hasrete buldu sözler.
Anam der ki yüreğim közler,
Şol revanda balam kaldı, yavrum kaldı…
Bu türkü, bir annenin yüreğinden kopup gelen acıyla bugünlere ulaşmış. Dileriz ki hiçbir ana evladına ağıt yakmasın; bu türkü de sadece geçmişin acı bir hatırası olarak kalsın.


