Nazım Turan & Kimin Kahramanı?

Sevgili okuyucular,
Bazen tarihi konuşurken farkında olmadan büyük bir hata yapıyoruz. Geçmişi bugünün aklıyla, bugünün kurallarıyla yargılıyoruz. Oysa insanlar da devletler de yaşadıkları dönemin şartlarına göre karar alırlar. Bugünden bakınca yanlış görünen birçok şey, o günün dünyasında “olağan” kabul edilebiliyordu.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Yüz yıl önce, hatta daha yakın zamana kadar insan hakları bugünkü gibi evrensel bir ölçü değildi. Devletler güvenliği her şeyin önüne koyuyordu. Fransızların Afrika’da yaptıkları, Amerikalıların iç savaş sonrası uygulamaları, Sovyetlerin kendi coğrafyalarındaki sert operasyonları, İspanyolların İnka medeniyetine karşı yürüttüğü yıkıcı süreç… Bugün kabul edemeyeceğimiz pek çok örnek var. Bu yapılanlar doğru muydu? Hayır. Ama o günün dünyasında güç siyaseti böyle işliyordu.
Geçtiğimiz günlerde Romanya’yı ziyaret eden Türkiye’den birkaç arkadaşla sohbet ettik. Bran Kalesi’ne gitmişler. Burası Vlad Țepeș’in adıyla anılan yer. Sohbet sırasında Vlad hakkında oldukça sert, hatta yer yer hakaret sınırına yaklaşan ifadeler kullandılar. Tepkilerini anlıyorum. Özellikle kazığa oturtma gibi yöntemler bugün için korkunç ve kabul edilemez.
Ben de açık söyleyeyim: Vlad Țepeș benim de sevdiğim bir figür değil. Yaptıkları bana da ürkütücü geliyor. Ama Romanya’da birçok kişi için o, bir direniş sembolü. Bizim için sert ve itici görünen bir isim, başka bir millet için bağımsızlık mücadelesinin temsilcisi olabiliyor.
Sohbet ilerledikçe başka bir şeyi daha fark ettim. Konu bizim tarihimize geldiğinde, geçmişteki sert fetihler ve yıkıcı savaşlar daha farklı bir tonla anlatılıyordu. Timur’dan, Cengiz Han’dan, Attila’dan gururla söz edildi. Elbette her biri farklı çağların insanı, farklı şartların lideri. Ama başkasında zulüm dediğimiz şey, bizde çoğu zaman kahramanlık gibi algılanabiliyor.
Kim haklı, kim haksız tartışmasından ziyade asıl mesele şu: Tarih tek pencereden okunmaz. Her millet kendi hafızasını kendi acıları ve kendi gururu üzerinden kurar.
Belki de olgunluk tam olarak budur:
Kendi tarihimize hayranlıkla bakarken, başkalarının tarihine de aynı mesafeden ve aynı adalet duygusuyla yaklaşabilmek.
Çünkü tarih kimsenin tapulu malı değildir; hepimizin ortak hafızasıdır.
Ve o hafızaya dürüstçe bakabilmek, gerçek olgunluğun ilk adımıdır.


