NAZIM TURAN & Karşı Karşıya Yaşamaya Alıştık

Değerli okuyucular hüzünlüyüm.. Neden mi? Nedeni şu; biz bu topraklarda hep bir karşıtlık kültürüyle büyüdük. Kimi zaman kardeşe, kimi zaman komşuya, kimi zaman da farklı bir düşünceye karşı… Her adımda bir zıtlaşma, her sözde bir karşı duruş var. Peki, hep böyle mi devam edecek?
---
Biz bu ülkede birbirimize karşıyız. Sultan kardeşine, bey beye, soy soya, köy köye, il ile karşı. İmparatorluk kuran devlete, aynı kandan gelen başka bir devlet karşı. Bir kurtuluş savaşı yapıyoruz, yarısı karşı. Yeni bir devlet kuruyoruz, eskiciler karşı. Devrim yapıyoruz, gericiler karşı. Bir takım başarı sağlıyor, diğeri karşı. İktidar iyi bir şey yapsa muhalefet hemen karşı çıkıyor; muhalefet doğruyu söylese iktidar karşı. Bizim mahalle karşı mahalleye, bizim cemaatimiz diğer cemaate, hatta müziklerimiz bile birbirine karşı. Karşı çıkmayı bir gelenek gibi benimsiyoruz. Nereye baksak, bir zıtlaşma.

Yurtdışında yaşarken bunu daha net görüyorum. Benim yaşadığım yerlerde insanlar farklı, buradaki toplumda bir şeyler farklı işliyor. Geçenlerde bir tavernaya gittim. Küçük bir yer, herkes birbirine yabancı. Masalar dolu, her milletten insan var, ama öyle bir ortam ki herkes halaya katılıyor. El ele tutuşuyorlar, yüzlerinde kocaman bir gülümseme. Kimse kimseyi tanımıyor, ama aynı ritimde ayakları sallanıyor, yanyana dans ediyorlar, karşı karşıya gelmeden, zıtlaşmadan.
Biz neden böyle değiliz? Bizim tarihimize bakıyorum, hep bir çatışma, hep bir bölünme. Osmanlı döneminde kardeşler arasında taht kavgaları vardı. Daha Cumhuriyet kurulurken insanlar ikiye ayrıldı; yarısı eski düzeni savundu, yarısı yeni düzeni. Hangi yöne baksak bir karşıtlık var. Bir taraf ilerlemeyi savunuyor, öbür taraf muhafazakarlığı. Sağcı-solcu, Sünni-Alevi, dindar-laik, hepsi kendi tarafında, diğerine sırtını dönmüş. Kendi doğrularımıza öyle sıkı sıkıya sarılıyoruz ki, karşıdakinin ne dediğine bile kulak vermiyoruz.
Hatta sporda bile bu bölünmüşlük var. Bir futbol takımının başarı elde etmesi, diğerlerinin taraftarları için bir yenilgi gibi. Taraftarlar birbirine karşı, şehirler karşı, hatta sporcular bile bazen kendi takımlarındaki arkadaşlarına karşı mücadele edermiş gibi. Bu kadar bölünmüşken, bir araya gelmek nasıl mümkün olsun?
İşin daha garip yanı, bu karşıtlık sadece büyük konularda da değil. Günlük hayatımızda bile karşıyız birbirimize. Komşular selamlaşmaz, apartman sakinleri birbirini tanımaz. Aynı marketten alışveriş yaparız, aynı kahvede otururuz ama birbirimize uzak dururuz. Sanki hep bir mesafe koymak zorundaymışız gibi. Oysa bir masa etrafında toplanıp el ele halay çeken o yabancı insanlar gibi olsak, belki biz de aynı ritmi yakalayabiliriz.
Peki bizde neden böyle? Belki de sorun fikirlerde değil, kalplerde. Karşı olmaya o kadar alışmışız ki, yan yana durmayı unuttuk. Halbuki elimizi uzatsak, birlikte hareket etsek, birbirimize karşı değil de yanyana olsak, bambaşka bir ülke olurduk. Kardeş kardeşi sevse, komşu komşuya selam verse, iktidar muhalefetin doğrusunu kabul etse, biz bambaşka bir Türkiye olurduk.
Ama yine de umudum var. Belki bir gün biz de o taverna masasındaki insanlar gibi, el ele tutuşur, gülümseyerek aynı ritimde dans etmeyi öğreniriz. Çünkü biliyorum, aslında hepimiz aynı sofrada oturabiliriz. Yeter ki karşı durmak yerine, yan yana olmanın güzelliğini fark edelim.


