Nazım Turan & Hayatı Yaşamak

Modern dünyanın hızla akıp giden temposunda, çoğumuz gündelik telaşların içinde kayboluyoruz. Hepimiz kariyer, başarı, para, güç, itibar gibi hedeflerin peşindeyiz. Ancak ya tüm bu çabalarımız bir gün aniden son bulsa? Ölüm, çoğumuzun düşünmekten kaçındığı bir gerçek, ama bir gün hepimizi bulacak.

Bu gerçeği bana hatırlatan bir hikâye okudum ve sizinle paylaşmak istiyorum:
Bir üniversitede hoca, derse başlamadan önce sınıfa dönüp şöyle bir soru sordu:
“Düşünün ki bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?”
Öğrenciler, hocanın bu sorusuna birbirinden farklı ve samimi cevaplar verdi:
- “İbadet eder, Allah’tan günahlarımı affetmesini dilerdim.”
- “Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.”
- “Üzdüklerimi arar, özür dilerdim; beni affetmelerini isterdim.”
- “Sevdiğim insanın son ana kadar yanımda olmasını sağlardım.”
- “Ailemle zaman geçirirdim.”
- “Anneme veya babama giderdim.”
- “Arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım.”
- “Barbekü partisi yapardım.”
- “Sevgilimle zamanımı geçirirdim.”
- “Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.”
- “Yatar, uyurdum.”
- “Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.”
- “En sevdiğim yemeği hazırlar, tüm sevdiklerimi akşam yemeğine davet ederdim.”
- “Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider, orada ölümü beklerdim.”
- “Jet uçağına binerdim.”
Hoca, öğrencilerden gelen tüm cevapları tahtaya yazdı. Sonra gülümseyerek sınıfa döndü ve şu soruyu yöneltti:
“Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?”
Ne kadar da doğru, öyle değil mi? Ben de çoğu zaman, işimin veya alışkanlıklarımın gereği, sabah erken saatlerde işe gidip geç saatlerde çıkıyorum. Kendi kendime, “Artık işe gitmeden önce sabahları spor yapacağım, özel ihtiyaçlarımı göreceğim ve ondan sonra işime gideceğim,” derim. Ama ne yazık ki, bunu bir türlü başaramam. Başlamak istediğim bazı özel projelerimi, hobilerimi bile sürekli ertelerim.
Günlük koşturmacalar içinde kendime ve sevdiklerime ayırdığım zamanı sürekli erteliyorum. Hocanın bu sorusu bu ertelemelerin ne kadar anlamsız olduğunu bir kez daha bana anlattı. Bakalım, ne kadar uyabileceğim.
Bir bilgeye sormuşlar:
- “En çok neye hayret edersin?”
Bilge cevap vermiş:
- “İnsana hayret ederim. Çocukken büyümek için acele eder, büyüdüğünde çocukluğunu özler. Para kazanmak için sağlığını yitirir, sağlığını kazanmak için parasını harcar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, fakat hiç yaşamamış gibi ölür.”
Ve yine bu hikâye de gösteriyor ki, insan sürekli olarak bir şeyleri erteler ve gerçek anlamda yaşamayı unutur. Hayaller, hedefler, sevdiklerimizle geçireceğimiz zamanlar hep bir başka güne ertelenir. Ama unuttuğumuz bir şey var: Zaman asla geri gelmez. Günlük koşturmacalar içinde kendimize ve sevdiklerimize ayırdığımız zamanın kıymetini bilmek, küçük anların tadını çıkarmak, af dilemeyi ve sevgimizi ifade etmeyi ertelememek… Belki de dünyanın son günü gelmeden, bu küçük ama anlamlı eylemleri hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz.
Hayatınızın her anını dolu dolu yaşayabileceğiniz, sevdiklerinizle geçireceğiniz anlamlı günler dileğiyle.


