Ana Sayfa / Gündem / Nazım Turan & Gitmek ve Kalmak Arasında: Caragiale ile Eminescu

Nazım Turan & Gitmek ve Kalmak Arasında: Caragiale ile Eminescu

22 Ocak 2026 13:440 görüntülenme
Nazım Turan & Gitmek ve Kalmak Arasında: Caragiale ile Eminescu

1880’lerin sonlarında Romanya’nın iki büyük edebiyat figürü, Ion Luca Caragiale ve Mihai Eminescu, hayatlarının en zor dönemlerinden birini yaşıyordu.

Çalıştıkları Timpul gazetesi finansmanını kaybetmişti; siyasi destekçiler ortadan çekilmiş, umutlar hızla tükenmişti. İkisi de tutkuyla sevdikleri Romanya’dan her geçen gün biraz daha hayal kırıklığı duyuyordu.

Caragiale, oyunlarıyla tanınmış olmasına rağmen basının ve siyasetin sürekli hedefindeydi. “Milleti alaya almakla” suçlanıyor, hicvi bir tehdit gibi algılanıyordu. Eminescu ise hasta, yorgun ve yalnızdı; gazeteden uzaklaştırılmış, adeta sessizliğe mahkûm edilmişti.

Zaman zaman Bükreş’in entelektüel çevresinin buluşma noktası olan Fialkowski Kafe’de bir araya gelirlerdi. Slavici’nin aktardığına göre soğuk bir akşam, ilk kez ciddi biçimde ülkeden gitmeyi konuşmuşlardı.

Caragiale:

“Her şeyi bırakıp İtalya’ya gitmeyi düşünüyorum.”

Eminescu:

“Ben de… belki Almanya’ya giderim. Orada kendimi yeniden bulabilirim.”

Caragiale ona uzun uzun bakıp şöyle demişti:

“Sen fazla Rumen’sin, yabancıların arasında yaşayamazsın, Mihai.”

Eminescu acı bir tebessümle karşılık vermişti:

“Sen de fazla berraksın ki bizim aramızda daha fazla yaşayabilesin.”

Uzun süre konuşmamışlar, fincanlardan yükselen buhara bakmışlardı.

O gün ikisi de gitmedi.

Ama yıllar sonra yollar ayrıldı. Caragiale, politikadan ve adaletsizlikten yorularak Berlin’e göç etti. Eminescu ise hasta, yalnız ve büyük ölçüde unutulmuş halde Bükreş’te hayata veda etti.

Biri sürgünü seçti, diğeri kendi ülkesinde tutsak kaldı.

Ama ikisi de Romanya’yı sonuna kadar sevdi:

Biri onunla alay ederek, diğeri ona ağlayarak.

***

Kalmak mı, Gitmek mi

Bazen insan yaşadığı yerde aradığını bulamaz.

Bazen çok sevdiği, doğup büyüdüğü topraklara yabancı hisseder.

Bu bir ihanet değildir; sessiz bir kırılmadır.

Kalmak her zaman sadakat anlamına gelmez,

gitmek de her zaman kaçış değildir.

İnsan bazen sevdiği ülkeden ayrılır ama sevgisini yanında taşır.

Bazen de ayrılmaz; kalır ama içten içe sürgünde yaşar.

Asıl soru şudur:

İnsan kendini kaybederek mi kalmalı,

yoksa kendini koruyarak mı gitmeli?

Belki de mesele gitmek ya da kalmak değil;

nerede kendin olarak nefes alabildiğindir.

Paylaş:
Nazım Turan

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz