Nazım Turan & DOBRUCA’NIN SON ARAPLARI

Nehirle deniz arasındaki o rüzgârlı topraklarda, yani Dobruca’nın sarı yamaçlarında, tarihin sessiz bir sayfası hâlâ açık duruyor. Rüzgâr, sadece buğday başaklarını değil, unutulmuş bir halkın adını da fısıldıyor: Dobruca’nın harapları, Arapları.
Bir zamanlar bu topraklarda koyu tenli, güçlü yapılı, uzak diyarlardan gelmiş insanlar yaşardı. Osmanlı ordusunun eski askerleri, kimisi Suriye’den, kimisi Kızıldeniz kıyılarından kopup gelenlerin torunları… 1834 yılında Silistre Paşası Hasan Paşa’nın kararıyla, bu insanlara toprak verilmişti. Dobruca’nın kurak rüzgârında sabırla çift sürdüler, taşlı toprağa bereket ektiler, hayvan yetiştirdiler. Hatta Orta Asya’dan getirilen çift hörgüçlü develeri kullanarak Tuna’dan Karadeniz’e kadar ticaret yollarını ayakta tuttular.
Fransız coğrafyacı Guillaume Lejean, 1861 yılında “Avrupa’daki tek Arap köyleri Dobruca’dadır” diye yazmıştı. Gerçekten de, o dönemde Avrupa kıtasında yalnızca bu bölgede Arapların yaşadığı köyler bulunuyordu. En bilineni “Dokuz Ağaç” yani bugünkü Măgura köyüydü. Diğer dört köyün adları ise, tıpkı sakinleri gibi, tarihin sisinde kayboldu.
Bir zamanlar tarlalarında devenin izi, sokaklarında ezan sesi vardı. Şimdi ise sadece rüzgâr ve birkaç eski taş kalmış. Dobruca’da bugün yaşayanlar, farkında olmasalar da, o köylerin toprağında hâlâ Arapların emeği, teri ve duası var.
1878’de Osmanlı çekilip Dobruca Romanya Krallığı’na katılınca, bu küçük toplulukların kaderi değişti. Bir kısmı Anadolu’ya döndü, bir kısmı Türk ve Tatar komşularıyla kaynaşıp kimliğini yitirdi. 20. yüzyılın başlarında Dobruca’da yalnızca 14 Arap kaldığı söyleniyor. Sonra izleri tamamen silindi.
Ama belki de tamamen değil. Çünkü hikâyeler ölmez. Dobruca’nın rüzgârı hâlâ onların sesini taşır; kim dikkatle dinlerse, o uzak diyarlardan gelenlerin ağır adımlarını, deve çıngıraklarının sesini duyar.
Heraplar, Dobruca’nın sadece etnik mozaiğinin değil, çok kültürlü kimliğinin de bir parçasıydı. Kılıçtan kaleme, tarladan kaleye uzanan bir hayat yaşadılar. Bugün geriye kalan tek şey, bu hikâyeyi hatırlamak ve onlara borçlu olduğumuz çeşitliliği korumak.
Tuna ile Karadeniz arasında, rüzgârın yönü bile tarih anlatır. Dobruca da, tam bu yüzden, sadece bir bölge değil — yaşayan bir hafızadır.
Sevgiyle ve güzel hatıralarla kalın.
(Kaynak: Vocea Dobrogei)

Dobruca Arapları: Ortadaki adamın biraz siyahî kanı var. Saç yapısı Araplarınkine benzemiyor.


