NAZIM TURAN & Dilenci Tası ve Bitmeyen Arzular

Osho’nun Olgunluk adlı kitabını okurken bir hikâye karşıma çıktı, ilgimi çekti ve sizlerle de paylaşmak istedim. Hikâye kısaca şöyle…
Sabahın erken saatlerinde bir dilenci, elinde tasıyla kralın bahçesine girer. Kral, sabah yürüyüşündedir ve yalnız kalmak istemektedir. Dilenciyi görünce, onu görmezden gelmeye çalışır. Ama dilenci ısrarcıdır: “Beni kabul etmeniz için ısrar ediyorum,” der. Kral, ondan kurtulmak için bir teklifte bulunur: “Ne istiyorsan söyle, vereyim. Yeter ki sessizliğimi bozma.”

Dilenci gülerek cevap verir: “Bozulabilen bir huzur, huzur değildir. Rahatsız edilebilen bir sessizlik ise sadece bir hayaldir.”
Kral şaşırır ama dilenciyi dinler ve ona istediğini vermeye karar verir: “Peki, tasını doldurayım.” Hazinedar gelir, dilencinin tasına elmaslar dökmeye başlar ama ne kadar değerli taş koyulsa da tas dolmaz. Kral, sonunda tüm hazinesini harcar ama tas hala boş. Şaşkınlıkla dilencinin ayaklarına kapanır ve tasın sırrını sorar.
Dilenci gülümser ve gerçeği açıklar: “Bu tas, insan kafatasından yapılmıştır. Ona ne kadar verirsen ver, asla dolmaz. Çünkü insanın arzuları sonsuzdur. O hep daha fazlasını ister.”
Hikâye aslında hepimizin içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Hayatımız boyunca sürekli bir şeyler isteriz. Daha fazla para, daha fazla başarı, daha fazla mutluluk… Ama bu isteklerin sonu gelmez. Arzularımızı doyurmak imkansızdır, tıpkı o dilenci tası gibi. Asıl mesele, sahip olduklarımızla yetinebilmeyi öğrenmekte. Gerçek huzur, dışarıdan değil, içimizden gelir.
Sizce de zaman zaman durup, tasımızı neyle doldurduğumuzu düşünmek gerekmez mi?


