Nazım Turan & Demokrasi, Eğitim ve Özgür İfade Üzerine

Platon’un 2500 yıl önceki uyarıları, demokrasinin özüne dair zamansız bir rehber sunuyor:
“Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa, demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsa başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse, oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”
Bu sözlerin ışığında, günümüzde demokrasinin sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir bilinç ve eğitim meselesi olduğunu görmemiz gerekiyor. Eğitim ve özgür ifade, demokrasinin temel taşlarıdır. Ancak bu temel taşların zayıflaması ya da bilinçli şekilde yıpratılması, sistemi felakete sürükler.
Bugün Nasuh Mahruki’nin elektronik seçim sistemlerine dair yaptığı uyarılar üzerinden soruşturulması ve ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi, tam da bu bağlamda değerlendirilmeli. Demokratik bir toplumda, bireylerin özgürce düşüncelerini ifade edebilmesi, özellikle de seçim güvenliği gibi kritik konular hakkında kamuoyunu bilgilendirebilmesi bir zorunluluktur. Ancak, bu tür uyarılar yapmak yerine susturulmaya çalışılan bir toplumda, Platon’un sözünü ettiği demagogların ve otoriter eğilimlerin güçlenmesi kaçınılmaz olur.
Demokrasi; sadece halkın iradesiyle değil, halkın bilinçli iradesiyle anlam kazanır. Eğer halk, seçim sisteminden yönetime kadar her konuda bilgi sahibi olmaktan mahrum bırakılırsa, özgürlük yerini baskıya, adalet yerini keyfiliğe bırakır. Nasuh Mahruki’nin uyarısı, halkı yanıltmak değil, halkı bilinçlendirmek amacını taşıyor. Ancak, bunu dile getiren bir bireyin adalet mekanizması karşısında suçlu muamelesi görmesi, demokrasinin işleyişine zarar verir.
Platon’un dediği gibi, demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimli bireyler, sadece kendi haklarını savunmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşıyarak doğruları dile getirir. Bugün demokrasimizi korumak ve güçlendirmek istiyorsak, düşüncelerini dile getiren bireyleri susturmak yerine, onları dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Eğer susturulmaya çalışılan özgür ifadeler ve göz ardı edilen uyarılar karşısında sessiz kalırsak, Platon’un öngördüğü gibi, demagoglardan diktatörlere giden bir yol açılmış olur. Demokrasi, sadece eğitimle değil, aynı zamanda cesaretle yaşar. Özgür bir toplum, kendi sesini duyurmayı bilen bireylerin omuzlarında yükselir. Bu nedenle, demokrasinin ve adaletin yaşaması için herkesin ortak sorumluluğu vardır.


