NAZIM TURAN & Cumhuriyet Bayramı’na doğru

Dünyada bazı insanlar vardır ki, kendi hayatlarını değiştiremese de, fikirleriyle dünyanın gidişatını değiştirmeyi başarırlar. Jean-Jacques Rousseau da tam olarak böyle biriydi. Hayatı boyunca yoksullukla boğuşmuş, sefalet yakasını hiç bırakmamıştı. Öyle ki, üç çocuğunu yoksulluk nedeniyle esirgeme kurumuna vermek zorunda kalmıştı. Bu, onun için ne kadar acı verici bir durumdu, kim bilir?

Ancak tüm bu zorluklara rağmen, Rousseau’nun yazdığı makaleler ödüller kazanmış, tiyatro eserleri kralların saraylarında sahnelenmiş. Bir keresinde Fransa Kralı, yazdığı bir operanın galasında onu ayakta beklemiş, ona hayatını garanti altına alacak bir maaş teklif etmek istemiş. Ama Rousseau, kralın huzuruna çıkmak yerine, arka kapıdan kaçmayı tercih etmiş. Yıllar sonra bu olayla ilgili, "Eğer bunu yapsaydım kendi vicdanıma ve fikirlerime ihanet etmiş olurdum," demiş. Böylesine prensiplerine sadık bir insan!
Rousseau, yoksulluk içinde ölmüş olabilir, ama ardında bıraktığı fikirler dünya tarihine damgasını vurmuş. Modern dünyaya cumhuriyet, özgürlük ve halk egemenliği gibi kavramları aşılamış. Bu düşünceler sadece Avrupa’da değil, dünyanın dört bir yanında etkisini göstermiş.
Bizim tarihimizde de Rousseau’nun izlerini görmek mümkün. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Rousseau’nun fikirlerinden derinden etkilenmiş. Atatürk’ün "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözü, Rousseau’nun halk egemenliği üzerine olan vurgusunun adeta bir yansımasıdır. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, Rousseau’nun özgürlük ve halk iradesi üzerine olan düşüncelerini kendi vizyonuna katmış.
Düşününce, sefalet içinde yaşamış bir adamın fikirlerinin hem Avrupa’da hem de Türkiye’de bu kadar güçlü ve etkili olması gerçekten hayranlık uyandırıcı. Rousseau’nun hayatı, sadece yazdıklarıyla değil, duruşuyla da derin bir iz bırakan bir hikaye.


