Nazım Turan & 30 Ağustos: Bir Milletin Küllerinden Doğuşu

103 yıl önceydi…
26 Ağustos sabahı Kocatepe’nin serin rüzgârı, yalnızca Afyon ovasına değil, bir milletin kaderine de çarpıyordu. Mustafa Kemal Paşa, gözlerini ufka dikmişti. Önünde uyuyan toprak, esaretin gölgesinde inleyen bir vatanı simgeliyordu. Saat 05.30’da verdiği emir, sadece bir askeri hareketin değil, bir milletin yeniden doğuşunun işaretiydi:
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Yoksulluk İçinde Bir Büyük Millet
O gün Türk ordusu açtı, yorgundu, yıpranmıştı.
Elinde süngüsünden başka silahı olmayan Mehmetçikler vardı. Birçoğunun ayağında çarık bile yoktu. Kimi köylü analar, kendi yününden ördükleri çorapları oğullarının ayağına geçirmişti. Kadınlar, geceleri kağnılarla cephane taşıyor, gündüzleri tarlasında orak sallıyordu.
Ama yürekler… Yürekler, hürriyet aşkıyla yanıyordu.
İşte o yüzden Yunan ordusunun 225 bin askeri, 420 topu, 50 uçağı karşısında; Türk milletinin 208 bin askeri, 320 topu ve 17 uçağı, tarihin en büyük mucizelerinden birine imza attı.
“Şu Çılgın Türkler”in Destanı
Turgut Özakman’ın ölümsüz eserinde dediği gibi, “O gün, Türk milleti çılgınlığını gösterdi.”
Düşmanın en güçlü mevzilerine, geceleri yapılan sessiz yürüyüşlerle 100 bin asker yığıldı. Mehmetçikler, karanlıkta taş basarak ilerledi ki ayak sesleri duyulmasın. Gündüzleri aç susuz beklediler ki düşmana fark ettirmesinler.
Ve bir sabah, gökleri titreten bir top sesinin ardından, Anadolu’nun bağrından yükselen o çılgın haykırış duyuldu:
“Ya istiklal, ya ölüm!”
Dumlupınar’da Bir Millet Yeniden Doğdu
Beş gün sürdü bu destan.
Afyon düştü, Kütahya düştü, düşmanın morali çöktü. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusu bozguna uğradı.
Atatürk, Nutuk’ta şöyle der:
“26/27 Ağustos günlerinde, iki gün içinde Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km ve doğusunda 20-30 km uzunluğundaki güçlendirilmiş düşman cephelerini düşürdük… 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik, tutsak ettik. General Trikopis de esirler arasındaydı.”
Bu zafer, yalnızca askeri bir başarı değil; esareti reddeden, bağımsızlığı seçen, geleceğine sahip çıkan bir milletin yeniden doğuşu oldu.
İsimsiz Kahramanlar
Bugün biz yalnızca Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını değil; adı bilinmeyen, köyünden çıkıp cepheye giden o sessiz kahramanları da hatırlıyoruz.
Kağnısıyla cephane taşıyan Şerife Bacı’yı, çocuğunu sırtına bağlayıp mermi taşıyan nice Anadolu kadını… Dönemeyen delikanlıları…
Onlar belki tarihe isimlerini yazdıramadılar. Ama biz onların isimlerini kalbimize kazıdık.
Sonsuz Minnet
Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi:
“Eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
Bugün, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda bir kez daha söz veriyoruz:
Bu vatanı bize emanet edenlere minnettarız.
Bu özgürlüğü canıyla, kanıyla bize armağan edenleri unutmayacağız.
Bu emaneti sonsuza dek koruyacağız.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.


