Mehmet Fuat ERGÜN & Yönetenlere Sesleniyorum, Şirketinizin Batması Kader Olmasın

Bazen kendime kızıyorum. Bu kalemim neden başka konulara gitmiyor? Siyaseti neden yazmıyor?
Neden güncel konulara görüş bildirmiyor?
Neden o günün zirve yapmış olaylarına el atmıyor?
Hep soruyor kalemim beynime.
Çünkü beynimin fonksiyonu olan aklım yönlendiriyor beni.
Aklım, zaten yüzlerce hatta yurt genelinde binlerce yazar bu konulara fazlasıyla el atıyorlar; üzücü konularda olayları aşırı derecede dikkatleri üzerlerine çekercesine abartarak ele alıyorlar ve hatta görsel medyada paylaşıyorlar diyor.
Senin görevin bu olayları yaratan, düşünceleri işleyen, yönlendiren, aklı ve beyine yön veren EĞİTİME, OKUMAYA. BİLİME yönlenmek; bilimin temelini oluşturan araştırma, deney, istatistik, matematik ve TECRÜBEYİ esas almak olmalıdır.
İlk emri OKU olan bir dinin mensupları olarak OKUMUYORUZ.
Profesyonel yöneticilik çalışmama özel işlerimden dolayı biraz ara verdim. Çevremi her an gözlemleyen biri olarak o kadar boş yaşıyoruz ki... anlatamam. İşte bunlardan bir tanesi de cami avluları.
Emekli olup da beş vakti camiye gelen. Ama özellikle öğle ve kindi vakitleri namazlarını camide geçirenleri görüyorum. Üzülüyorum.
Adamlar elli altmış yaşlarında. Hayatının en verimli çağında. Kuşluk vakti bir çıkıyor evinden, cami müştemilatı kahvede bir incir çekirdeğini doldurmayacak konularla lak lak ederek zamanlarını geçirip gününü gün ediyorlar.
Zannediyor Yaratan’ının sevgili kulu. Haşa..Yaratanın sevmediği kulu.
Çünkü en verimli çağını boş geçirmekle okumuyor, ailesiyle, çevresiyle ilgilenmiyor, bir ihtiyaç sahibinin gönlünü almıyor hatta bir fidan bile dikmiyor.
İbadet yapıyorum, cennetimi kazanıyorum gururuyla zamanını boşa harcayarak havanda su dövüyor.
Şimdi gelelim bugünkü konumuza.
Her gün olduğu gibi, sağ, sol, iktidar muhalefet demeden, hiç bir ayrım yapmadan okuduğum bir makale,
Profesör Salih Neftçi'yi anlatmaktadır.
" Türkiye’nin uluslararası alanda yetiştirdiği en önemli ekonomistlerden biriydi. Finans dehası olarak tanınırdı. Dünya Bankasına, Çin Merkez Bankasına, Uluslararası Kalkınma Ajansına, ABD Dışişleri Bakanlığına danışmanlık yapardı. Öngörüleri paha biçilmezdi. ABD, Çin, İsviçre üniversitelerinde ders verirdi. En zeki insanlardan biriydi. Teori’yle pratik’in kesiştiği noktaydı. Maalesef çok erken kaybettik
Türkiye’nin köklü bankalarından birinin patronu beni aradı, atılım yapmak istediklerini söyledi, yöneticilerine eğitim vermemi istedi. Doğrusu hiç vaktim yoktu ama, neticede memlekettir, geldim. Bir hafta sürecekti. İstanbul’da küçük bir oteli kampa çevirmişlerdi. Bankanın yöneticileri, Anadolu’daki şube müdürleri, hepsi orada kalıyordu. Otelin restoranı, konferans salonu olarak kullanılıyordu. Kürsüye çıktım. Hani bir zamanlar kösele ayakkabının içine beyaz çorap giyme hastalığımız vardı ya… İlk dikkatimi çeken bu oldu. Hemen hepsi beyaz çoraplıydı. İngilizce bilen var mı diye sordum. Bir iki üst düzey yönetici haricinde, yoktu. Ama, istisnasız hepsinin önünde not defterleri vardı. Can kulağıyla dinliyorlardı.
Gece çalışıyor, ertesi sabah yeni yeni sorularla geliyorlardı. Merak ediyorlardı. Her saniyeyi değerlendirmek için, çaba harcıyorlardı.
Bu banka, Türkiye’nin en büyük bankalarından biri oldu. Elbette çok küçük bir parçasıydım ama, kendime gurur payı çıkarıyordum.
Seneler sonra, aynı bankanın patronu beni tekrar aradı, dünyaya açılmak istediklerini söyledi, yöneticilerine eğitim vermemi istedi. Tekrar geldim. Bu defa İstanbul’un en büyük otellerinden birinde kamp kurmuşlardı. Kürsüye çıktım. İlk dikkatimi çeken, İtalyan ayakkabılar oldu. Karşımda oturanların, eğitime gelmekten ziyade, kokteyle gider gibi bi halleri vardı. İngilizce bilen var mı diye sordum. Gülümsediler. İstisnasız hepsi biliyordu. Ama, istisnasız, hiçbirinin önünde not defteri yoktu. Gözlerinden ‘biz zaten senin anlatacağın her şeyi biliyoruz ifadesi okunuyordu. Nezaketen dinlediler ama, tek soru bile sormadılar. Öğrenmek isteyen, bilgiye aç kadro gitmiş, onların yerine, her şeyi bildiğini düşünen kadro gelmişti.
Hayatın sürekli kendini yenilediğini…
bilmekten çok, öğrenmeye devam etmenin daha önemli olduğunu unutmuşlardı.
İlk günün sonunda, akşam yemeğinde banka patronuyla buluştum. Bir hafta kalmama gerek yok, ben yarın döneyim dedim. Şaşırdı. Niye diye sordu. Batıyorsunuz dedim! İyice afalladı. Anlamadım dedi. Anlamadığınızı görüyorum, fazla dayanamazsınız, batıyorsunuz dedim. Tatsız bir yemek oldu. Ertesi gün New York’a döndüm. Seneye…Bu banka battı.”
YAKIN ARKADAŞLARIMDAN, ÇEVREMDEN, PATRON, GENEL MÜDÜR, CEO OLUP YÖNETİMDE OLAN O KADAR ÇOK TANIDIĞIM VAR Kİ..
BUNLAR ARASINDA CANLI ŞAHİT OLDUĞUM BAZILARI; YÖNETİCİLERİNE, BENDEN AKILLI OLSAN BENİM YERİMDE OLURDUN. BENİM VERDİĞİM MAAŞA MUHTAÇ OLMAZDIN DİYEREK KENDİNİ DEV AYNASINDA GÖREN, YÖNETİM EĞİTİMİ ALMAMIŞ, YÖNETMENİN NE OLDUĞUNU BİLMEYEREK, BATAN VE BATMAYA DOĞRU GİDEN.


