Mehmet Fuat ERGÜN & YAZMAK, ŞİMDİYİ YAŞAMAK VE GÖNÜL ALMAK

Bir gram tecrübe bin gram teoriden üstündür.” sözünü esas alarak yazı hayatıma başladım.
2011 yılı itibariyle yazıyorum.
Yaratanın ilk emri oku; ikinci emri kalem yani yazmak.
Yazmak unutmamaktır. Yazmak sözlerin bir senedidir.
Yazmak zor zanaat. Konu bulacaksın. Güncel olacak. Herkese hitap edecek. Yazarken egonu ön plana çıkarmayacaksın. Din bezirganlığı yapmayacaksın.
Siyaset yapacaksan sempatizanı olduğun parti çatısı altında yapacaksın.
Doğrulamadığın konuları yazmayacaksın.
Kalemini menfaatin için satmayacaksın.
Bu maddeleri daha çok sıralayabilirsiniz.
Ben okuduklarımın yanı sıra, tahsil ve iş hayatımın bana verdikleriyle yaşamda gözlediklerimi yazmaya çalışıyorum.
Elli yılın yöneticilik ve yaşam birikimlerimi konu olarak seçiyorum.
Yüzlerce makale yazdım.
Malın zekatı var, bilginin zekatı neden olmasın dedim..
Sizlerden geri dönüşler aldıkça yazma zevkim ve gücüm artıyor.
Bugün nasıl bir konu seçeyim derken Eflatun'un bir sözü aklıma geldi.
Eflatun'a sormuşlar;
İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış,
" - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için para harcarlar.
- Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar.
- Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
Çok enteresan bu insanoğlu.
Her bir insan ayrı dünya, bir insanı tanımak için denizlerin suyunu boşaltsanız anlayamazsınız denir.
Biz bir hiçiz. Bu sonsuz kainatın karşısında dünyamız bir atom çekirdeği kadar.
Dünyamız, güneşimiz ve içinde bulunduğumuz samanyolu galaksimiz, kainatta gözle zor görülen bir toz tanesi.
Hangimiz çocukluğumuzu özlemiyoruz?
Ah! O eski günler demeyenimiz var mı?
Neden eski günleri özleriz? Beğenmediğimiz, şikayet ettiğimiz, yaşadığımız şu an, sonra eski gün olmayacak mı? Neden şimdinin kıymetini bilmeyiz?
Ah. Of. Vah!.. deriz. Hala anlamış değilim.
Esasında hepimiz anlıyoruz ama anımızın kıymetini bilmiyoruz.
Para kazanmak. Kazandıkça gözümüzün doymaması.
Bu hırsla sağlık, sıhhatimizi bilinçsiz ihmal etmemiz..
Şöyle bir etrafınıza bakın altmış yaşlarına gelmiş olupta, oy buram, oy şuram ağrıyor, şekerim yükseldi, tansiyonum arttı, bende kalp demeyenimiz varmı?
Sonra da uğraş dur hastalıkla. Harca kazandıklarını.
Çok kez söyledim Yine söyleyeceğim.
Dün geçti gitti. Gelecek kim bilecek?
Bir dakikamızın sonrasını bilen var mı?
Bu mikroskopla zor görülen covitten ne canlarımızı, ne doktor, profesörlerimizi kaybetmedik mi?
Gelelim işin gerçeğine.
Geçmiş rüya misali geldi geçti. Gelecek ne gösterecek.
Kim biliyor?
Elimizde kaldı, tek bir seçenek.
O da şimdi.
Şöyle bir düşünelim. Dün gece ailece bir aradayız. Herkes kendi meşgalesinde birbirimize ayırdığımız
bir zaman yok.
Ertesi gün, dün gece beraber olduğumuz bir aile ferdimizi kaybetmiş olalım.
Geriye giderek bir gün önceki geceye dönelim. Ne yapardık?
Bir gün sonra kaybetmiş olduğumuz canımızı koklar, öpmez miydik?
Bağrımıza basmaz mıydık? Onunla bolca vakit geçirmez miydik?
Ne değişti?
Çünkü o gece, bizim için şimdi olan zamanın değerini bilmedik.
Boşa harcadık?
Eflatun’un söylediği gibi..
Ne bugünü ne de yarını yaşadık.
Haydi gelin şimdinin tadını çıkaralım.
Bir ihtiyaç sahibinin gönlünü alalım.
Gönül almak parayla olmayabilir. En hayırlısı elbette maddi destektir.
Derdini dinlemek. Gönülden selam vermek, gülümsemek, hal hatır sormak da gönül almaktır.


