Mehmet Fuat ERGÜN & ŞÖYLE BİR MİKRO VE MAKRO ALEME YOLCULUK EDELİM

Bilime dayanan aklı başında bir konu yakalarsam televizyon seyrediyorum. Haberler bile standartlaştığından ve sanki anlaşmışlar gibi hep aynı konuşmacılar seçildiğinden sıkıntı vermeye başladı bana.
Biz neyiz? Yaşam ne? İnsan olarak tüm yaratıklardan üstün olmamıza rağmen neden aşağıların en aşağısı olabiliyoruz?
Neden nefis denilen egomuza sahip olduğumuzda, eşrefi mahluk, şereflilerin en şereflisi oluyoruz?
Egoyu yenmek demek; hep bana hep bana dememektir.
Ne güzel söylenmiş dünya kadar malın olsa ne fayda.
Biraz aklı olan nasıl düşünmez?
Nereden, nasıl geldik nereye gidiyoruz?
Nasıl düşünmez, milyonlarca insanı yok eden bir virüsün toplam ağırlığının iki, üç çay kaşığı etmeyeceğini?
Nasıl düşünmez, sokaktaki insandan, en tepedeki insanı nasıl etkilediğini?
Nasıl düşünmez, kainatımızın % 4-5' ini ancak gözle görebildiğimizi?
Nasıl düşünmez kainatımızda göremediklerimizin % 24' nün karanlık madde, geri kalan % 72'sinin karanlık enerji olduğunu?
Nasıl düşünmez güneş ışığının sekiz dakikada bize ulaştığını?
Nasıl düşünmez, güneş şu an yok olsa, daha sekiz dakika onun varlığını görebileceğimizi?
Nasıl düşünmez, ışık hızından daha hızlı bizden uzaklaşan yıldızların olduğunu?
Bu nasıl düşünmezleri sayfalarca sıralarsak bile bitmeyeceğini.
Önce insan olduğumuzu unutmayacağız.
Hayvanlara şefkat, insanlara merhamet ana felsefemiz olacak.
Paylaşarak yüceleceğimizi aklımızdan çıkarmayacağız.
Mikrokosmos yani mikro küçükler alemi demek; milimetrenin, milyar kere, milyar kere, milyar kere, milyar kere…milyon küçüğü.
Makrokosmos yani büyükler alemi uzay, evren, kainat demek, kilometrenin milyar kere, milyar kere, milyar kere, milyar kere…..milyon büyüğü.
Mikroskopun bulunmasıyla insanın büyüklüğünü, teleskopun bulunmasıyla da kainatın büyüklüğünü nasıl anlar olduk.
Bir hiç olan zavallı biz insanoğlu bunun neresindeyiz? Bunları günlük yazılarımda anlatmaya çalışıyorum.
Anlatacağını iyi bilen, karşısındakini rahatlıkla anlamasını sağlayabilendir.
Kuantum ne? Takyon ne? Işık hızı ne? Hemen gözlerimizde büyüyor değil mi?
Çok kısaca Kuant, bizim özümüz, en küçük yapı taşımız olan atomu meydana getiren, atomdan milyar kere, milyar kere, milyar kere…küçük olan atom altı enerji parçacıkları.
Işık saniyede 300 000 km yol alırken, takyonlar ışık hızının milyonlarca katı hızla hareket ederler.
Çoğumuzun bildiği, en boy, yükseklik yani üç boyutlu bir alemdeyiz. Peki bir de dördüncü boyut zaman çıktı.
Bu zaman ne?
70 yıllık ömrümde geriye baktığımda saniyeler gibi geçti diyorum.
Zaman elle tutulmayan soyut bir kavram.
13.8 milyar sene önce büyük patlama (Big Bang) ile kainatımızın doğuşunda madde ile yaratılan zaman.
Zaman bizim için var. Kâinatta her şey ölümlü.
Her şeyin bir sonu var. Zamanda ölümlü.
Zaman tarifi zor bir enerji. Yani her enerji gibi yok olmaya mahkum.
Zaman, DNA sarmalımıza sarılarak ömrümüzü belirler.
Her şey güzel hoş. Zamanı anlayabilmemiz için beşinci boyuta ulaşmamız lazım.
Beşinci boyut bilinç, düşünce…Takyon hızında hareket ederler.
Çizgi bir; kare iki; küp üç boyuttur.
Kare de, en boy. Küpte, en, boy, yükseklik vardır.
Çizgi dünyasında yaşayan bir insan, kare dünyasını; kare dünyasında yaşan ise, küp dünyasını asla kavrayamaz, anlayamaz. Hafızası almaz.
Üç boyutlu küre uzayında yaşayan bizler için dördüncü boyut olan zamanı kavrayabilmemiz onun üst boyutu, beşinci boyut olan bilinci bilmemizin önünü açar.
Beşinci boyut bilincin temelinde, psikon yani beyinden beyine iletişime geçme beyin yıkama, şu anda bilim adamlarının üzerinde çalıştığı en önemli konulardan biridir.


