Mehmet Fuat ERGÜN & ROMANYA'DA TORUNUMLA BİR SOHBET

On iki yaşında torunum Rüzğar ile Romanya'da beraber bir tatil geçiriyoruz.
Dün akşam konumuz, kendi açtı. Kâinat ve kâinatın yaratılışı büyük patlama
Big Bang'di.
Aaa! Bir baktım. Benim kadar konuya hâkim. "Sen bunları nasıl biliyorsun? Dedim. Aldığım cevap. Daha ilkokul beşte. "Dede biz bunları coğrafya dersinde öğrendik. Ve devam etti.
"Dede bu Ocak ayında 12 yaşını bitireceğim. Nasıl bir rüya gibi geçti seneler?" Demez mi?
Şaşırdım. Eğitim kalitesi bu olsa gerek.
Yine aynı torunum dört, beş yaşlarında durup dururken " Hallah (daha Allah demeye dili dönmüyordu) neden bizi bu dünyaya hapsetti" dediğini unutamıyorum.
Torunumla sohbetimizde sonra eski bir köşe yazımı tekrar gündeme getirmek istedim.
İster otuz yaşında ol, ister yetmiş.
Bir geçmişine bak.
Gözünün önünde saniyeler gibi geçip gitmedi mi?
Filim şeridi diyeceğim ama o da yine belleğimizde bir şeyler bırakıyor.
Tahsil hayatımda on üç sene orta ikiye kadar Adana'da; bir sene Gaziantep'te orta son; iki sene Muş'da lise bir lise iki; lise üç Bursa ve İTÜ üniversite İstanbul'da beş sene....
Burada duralım. Buraya kadar geçmişine bir bak deseler inanın dün gece gördüğüm saniyelik rüya.
Şu ana kadar ömrümün en güzel hayal dolu günleri.
Türkiye'nin en genç makina mühendisi olduğum o günden sonra yedek subaylık, evlilik, çocuk sahibi olma, ülkemizin en önde şirketlerinde yöneticilik, ailemle her günü güzel günlerde tek amaç evlatlarımız ve sonunda Romanya Asil Nadir dönemi Vestel Romanya genel müdürü.
Sene 1993.
Geçti mi otuz bir sene.
Ben de kalan rüya olsa yine iyi, puslu bir hayal.
Romanya tamı tamına aralıklarla otuz bir sene.
Yakın zaman olmasına rağmen en verimli çağlarım Romanya'da hatırladığım saniyeler.
Oldu mu yaş yetmiş dört.
İnanın bu eskiden kalan laflardı. Yaş yetmiş iş bitmiş.
Şimdinin sloganı yetmiş yolun yarısı.
Eskiden kırklı yaşlarda biri öldüğünde ne mutlu gününü gördü derdik.
İnanın öyle.
O, şu, bu derken geçti mi bize göre koca, ışık hızı senesine göre bir saniyelik yaşam.
Üstelik ben ölürüm onlar ölmez dediklerimin, beni binlerce, hatta milyonlarca mal varlıklarıyla satın alacak kişilerin, genç, yaşlı demeden bu hayal alemi dünyadan göç edişleri.
Lafı nereye getireceğim.
Rahmetli Manisalı Şekerci Hüseyin Dede anlatırdı.
Manisa'da seneler önce bir meczup sokaklarda dolaşırken "ölümde var" demesini.
Yine geldik rüya gibi saniyeler geçen ömrümüzün sonuna.
Ölüm de var.
Peki bu inanan, inanmayanların üzerine karabasan gibi çullanan ölüme.
Evet ölüm. Dünya nimetleri yanında çırpınıp, mal, mülk, şan, şöhret, çoluk çocuk, makam, mevki, para, şehvet, servet peşinde, yani dünya meşgaleleriyle uğraşırken aklımızın ucuna getirmediğimiz ölüm.
Hele bir de hepimizin ders alması gereken covit virüsüne ne demeli?
Önüne geleni zengin, fakir, doktor profesör, en yüksek makam, siyasetçi demeden toprakla buluşturan coronaya.
Söyleyeceğim o ki..
Şimdi bakıyorum covit hayatımıza yeni bir şekil verdi zamanında. Ama çok çabuk unuttuk.
Ne restoranlar, ne seyahatler,
ne bar, ne partiler, ne evine bir ekmek götüremeyenler varken; karidesli, havyarlı, hatta altın varakla sunulan yiyeceklerle kendilerine göre hayatın tadını çıkaranlar!..
Ölümde var unutma.
Manisalı Hüseyin Dedenin yirmi otuz metre karelik kiralık kitapçı dükkanında günde dört yüz ekmek ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı.
Bir gün bana "Fuat bey sen biliyor musun dört saatlik yürüyerek bir ekmek için gelenleri"
İşte yaşantımızın gerçekleri.
Beyler, canlar, arkadaşlar, dostlar ister inan tek dünyalı ol. İster inan iki dünyalı.
Bırak şu madde dünyasını. Corona senin aklını başına getirmediyse başka ne getirecek?
Haydi hiçbir şey yapma. Mal, mülk, para, servet varlığının kırkta biri demiyorum, yüzde biriyle bir ihtiyaç şahinin gönlünü al.
Bak gör o zaman kalbinin sevinç ve mutluluktan pır pır atmasını.
Bir garibanın gönlünü alarak huzura kavuşmayı denemediyseniz, ne olur hemen şimdi bir deneyin.
Yazılarımın çoğunda bir garibanın ihtiyacını gider konusu yatmaktadır.
Aklıma geldi bir de akıllı yapay zekaya sorayım dedim.
Aldığım cevap..
Bir garibanın ihtiyacını gidermenin insan üzerinde psikolojik etkileri oldukça olumlu ve derindir. Bu tür bir yardımda bulunmanın bazı önemli psikolojik etkileri şunlardır:
1. **Mutluluk ve Tatmin Hissi**: Yardımseverlik, beyinde dopamin ve serotonin gibi mutlulukla ilişkilendirilen kimyasalların salgılanmasını tetikler. Bu da kişide mutluluk ve içsel tatmin duygusu yaratır. Birine yardım etmek, insanın kendini daha iyi ve huzurlu hissetmesine neden olabilir.
2. **Özsaygı ve Kendine Güvenin Artması**:
Başkalarına yardım eden bireyler, kendilerini daha değerli ve anlamlı hissederler. Bu, özsaygının artmasına ve kendine olan güvenin güçlenmesine yardımcı olabilir.
3. **Empati ve Bağlılık Duygusunun Gelişmesi**:
Yardım etmek, bireyin empati duygusunu geliştirmesine katkıda bulunur. Başka birinin sıkıntısını gidermek, onun yerine kendini koyma ve onun duygularını anlama yeteneğini artırır. Ayrıca, toplumsal bağlılık ve aidiyet duygusu güçlenir.
4. **Stres ve Kaygının Azalması**: Başkalarına yardım etmek, kişisel sorunlardan bir süre uzaklaşmayı sağlar. Bu da stresi ve kaygıyı azaltabilir. Ayrıca, sosyal bağların güçlenmesi, bireyin destek sistemini güçlendirir, bu da uzun vadede stresle başa çıkma becerisini artırır.
5. **Pozitif Toplumsal Algı**: Yardımsever bireyler, çevrelerinde olumlu bir izlenim bırakır. Bu da sosyal ilişkilerin güçlenmesine ve toplum içinde daha saygı duyulan biri haline gelmeye katkıda bulunabilir.
6. **Yaşam Anlamı ve Amacının Güçlenmesi**:
Bir başkasının yaşamını olumlu yönde etkilemek, bireye yaşamında daha derin bir anlam ve amaç duygusu kazandırır. Yardımseverlik, bireyin hayatında bir amaç hissetmesine ve bu sayede yaşamdan daha fazla tatmin duymasına yol açar.
Sonuç olarak, bir garibanın ihtiyacını gidermek sadece yardım edilen kişi için değil, yardım eden kişi için de derin ve kalıcı psikolojik faydalar sağlar. Bu, hem bireysel iyilik halini artırır hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirir.


