Mehmet Fuat ERGÜN & ÖLÜM YOK OLMAK DEĞİL

İster inanın ister inanmayın.
Teorik olarak dünyamızda, bu kâinat düzeninde hiç kimse ölmüyor.
Fuat saçmaladı diyeceksiniz.
Ben bunu 1965 yıllarında, tam 60 sene önce okuduğum, etkilendiğim,
"Geleceğin Teknik Çehresi"
kitabı, akademik kariyerim, şahsi kütüphanemdeki okuduklarımla edindiğim birikimlerimle sizlerle paylaşmaya çalışmak istedim.
SEVDİKLERİNİZ ÖLMEDİ.
YAŞIYOR.
Önce gelmiş geçmiş en büyük bilim adamı Einstein'nin
o meşhur izafiyet
E=mc2
formülünü hatırlayalım.
E=enerji
m=kütle
c= ışık hızı
Burada c ışık hızıdır.
Kâinatta ışık hızına asla ulaşılamaz. Çünkü, kütlemiz sonsuz olur.
Şunu aklımızdan asla çıkarmayalım.
Kâinatta en yüksek hız ışık hızıdır.
Işık bir saniyede 300 000 km.
yol alır.
Dünyamıza 150 milyon km. uzaklıkta olan güneşimizin ışığı bize sekiz dakikada gelir.
Bir ışık yılının trilyonlarca km.olduğu
60x60x24x365x300 000 çarparak hesaplayabiliriz.
Yani şu an güneşimiz yok olsa biz daha onu sekiz dakika var olarak göreceğiz.
Fazla sizi rakamlara boğup akıl karıştırmak istemem.
Kısaca bize yakınlığı beş yüz ışık yılı uzakta bir yıldızdan, dünyamıza teleskopla bakan biri
dünyamızda beş yüz sene geçmişimizi
yani Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul kuşatmasını canlı olarak görecektir.
Yedi sene önce ölen, doyamadığımız bir yakınımızı, on ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızdan bize teleskopla bakan biri, canlı olara yaşadığını görür.
Biz ölmedik. Sevdikleriniz ölmedi yaşıyor.
ÕLÜM YOK OLMAK DEĞİL, GELDİĞİMİZ YER OLAN YARATANINA KAVUŞMAKTIR.
Yüce Kitabımız, birkaç yerde,
" Sizin zamanımıza göre benim katımda bin sene"
" Melekler ve ruhlar elli bin senede benim katıma ulaşır" demekle tam 1400 sene önce bu konuya değinmiştir.
Hep aklıma takılmıştı.
"Sadaka ver ömrün uzasın" sözü.
Peki kaderimiz biz doğmadan önce yazıldığına göre nasıl sadakayla ömrümüz uzayacak?
Biz üç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz.
En boy yükseklik ve derinlik.
13,8 milyar sene önce Big Bang, büyük patlamayla, maddeyle beraber zaman yaratılarak üç boyutumuza dördüncü boyut olarak eklenmiştir.
Madde, enerjiyle birbirini tamamlar.
Zamanın özünde enerji vardır.
Biz insan zaman enerjisini tüketerek ölüme yaklaşırız.
Ruhumuz sonsuz enerjinin dünyadaki cesedimizle bütünleşmiş hali değilmi?
Tek boyutlu dünyada çizgi olan insan, iki boyutlu kare olan dünyayı hayal edemez.
İki boyutlu dünyada yaşayan biri, üç boyutlu bizim dünyamızı aklına bile getiremez.
Hatta tek boyutlu insan iki boyutta kare olan bankanın içine girip paraları alamaz. Ama üç boyutlu banka içine girip paraları alsa iki boyutlu anlayamaz.
Matematik formüller on bir boyuttan bahsediyor.
Dört boyut bizim yaşam alanımız, geri kalan yedi boyut kainat yaratılışında saklı duruyor.
Yaratanımız sonsuz boyutta.
Onun katında, biz insanlar için yaratmış olduğu zaman yok. Geçmiş ve gelecek kavramları yok onun katında.
Biz insanlar için zaman ve geçmiş gelecek kavramları var.
Bize göre kader biz doğmadan yazıldı düşüncesi; Yaratan katında şimdi yazıldığı için sadaka verince ömrümüz uzuyor.
Yüce Yaratan bizim her saniyemizi kontrol altına alarak gelmiş geçmişimizi her anımızı gözetmektedir.
Ölüm yok olmak değildir. Ölümün sadece bedenin sona ermesi anlamına geldiğini, fakat insan ruhu ise hatıraları ve bıraktığı izlerle varlığını sürdürmektedir. Beden bir madde, geldiği yer toprağa karışarak şekil değiştirir. Madde yok olmaz, sadece şekil değiştirir. Kâinatta hiçbir şey yok olmaz. Enerjinin ve maddenin korunumu yasası bunu söyler. Madde yani cesedimiz yok olmaz, sadece şekil değiştirir. Enerji yani ruhumuz yok olmaz, sadece başka bir enerji türüne dönüşür. Bir odun yandığında yok olmuyor, sadece ısı enerjisine, ışığa, su buharına ve karbon bileşiklerine dönüşüyor. Evrendeki her şey dönüşüm halinde; yok oluş gibi gördüğümüz şey aslında başka bir varoluş biçimidir.
Yani ölüm bir son değil, dünyada bedenimiz içinde hapsolmuş ruhun kafesinden uçmasıdır.


