Mehmet Fuat ERGÜN & Ölmeyecekmiş Gibi Yaşayanlar, Yaşamamış Gibi Ölürler

Okuduklarımın yanı sıra, tahsil ve iş hayatımın bana verdikleriyle yaşamda gözlediklerim yazılarımın temelini meydana getirmektedir.
Bugün nasıl bir konu seçeyim derken kendisiyle daima saygı duyduğum sevgili arkadaşım Şener Muter’in bir maili gözüme ilişti.
“Eflatun'a sormuşlar;
İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?
Tek tek sıralamış,
- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
- Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.
- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
Çok enteresanız biz insanoğlu.
Hatırlarsınız her bir insan ayrı bir dünya, bir insanı tanımak için denizleri boşaltsanız anlayamazsınız denir.
Hangimiz çocukluğumuzu özlemiyoruz? Ah! O eski günler demeyenimiz var mı?
Neden eski günleri özleriz?
Beğenmediğimiz şu anımızdan birkaç sene sonra eski günler olmayacak mı?
Neden şimdinin kadrini bilmeyiz de Ah! Of! ederiz. Anlamış değilim. Anlıyoruz da kıymeti nedir bilmiyoruz.
Para kazanmak. Kazandıkça gözümüz doymamak. Bu hırsla sağlık ve sıhhatimizi bilinçsiz ihmal etmek.
Şöyle bir etrafınıza bakın kırk, elli yaşlara gelmiş olup da oy buram, oy şuram demeyenimiz var mı?
Hele şekerim yükseldi. Tansiyonum artı. Kolesterolüm var demeyeni duymayanımız var mı? Sonra da uğraş dur hastalığınla.
Harca kazandıklarını.
Çoğu kez söyledim. Yine söyleyeceğim. Dün geçti gitti. Geleceği kim bilecek?
Bir dakikamızın sonrasını bilen var mı?
Kanser profesörü olup ta kanserden yaşamını yitirenleri görmüyor muyuz?
Peki geçmiş geldi geçti. Gelecek meçhul. O zaman şimdiyi neden kafamızı oluşturduğumuz olumsuz düşüncelerle zehir ediyoruz?
Çoğumuz bu dediklerim içerisinde şu an bu güzel yaşamımızı karartmıyor muyuz?
Şöyle bir düşünelim. Dün gece ailece bir aradayız. Herkes kendi meşgalesinde birbirimiz ayırdığımız bir zaman yok.
Ertesi gün akşam beraber olduğumuz bir aile ferdimizi kaybetmiş olalım. Geriye giderek bir gün önceki akşama dönelim. Ne yapardık? Bir gün sonra kaybetmiş olduğumuz canımızı, koklar, öpmez miydik? Bağrımıza basmaz mıydık? Onunla bolca vakit geçirmez miydik? Ne değişti. Çünkü o zaman bizim için olan şimdinin değerini bilmedik. Boşa harcadık.
Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşadık.
Eflatun’un dediği gibi,
“Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.”
Ne olur gelin dünyayı ben yarattım demeyerek, maddenin, paranın, pulun, şehvetin, servetin, şöhretin kulu olmadan yaşamın tadını almaya çalışalım.


