Ana Sayfa / Gündem / Mehmet Fuat ERGÜN & NEKROFİLİ, ACİZLERİN ACİZİ İNSAN DENEN VARLIK

Mehmet Fuat ERGÜN & NEKROFİLİ, ACİZLERİN ACİZİ İNSAN DENEN VARLIK

13 Ekim 2024 17:020 görüntülenme
Mehmet Fuat ERGÜN & NEKROFİLİ, ACİZLERİN ACİZİ İNSAN DENEN VARLIK

Okuduklarımın yanı sıra, tahsil ve iş hayatımın bana verdikleriyle yaşamımda gözlediklerim yazılarımın temelini teşkil eder.

Bugün nasıl bir konu seçeyim derken saygın bir arkadaşımın maili gözüme ilişti.

Sanki içimi okuyordu. Bende sizlerle paylaşmak istedim.

Eflatun'a sormuşlar;

İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?

Tek tek sıralamış,

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.

- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri getirmek için de para öderler.

- Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar.

- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Çok enteresan biz insanoğlu.

Her bir insan ayrı bir dünya;

insanı tanımak için denizleri boşaltsanız anlayamazsınız denir.

İnsanı tanımak çok önemli. Yaşlandıkça insan, binlerce, on binlerce kişiyle muhatap oluyor. Hele bir de 52 senelik yöneticilik birikimi varsa.

Orta son sıralarında okuma alışkanlığını edinmeye başlamıştım.

1963 o zamanlar ne bilgisayar, ne internet, ne Google, ne yapay zeka vardı.

İlk okuduğum ciddi eserlerin başında Şevket Süreyya Aydemir'in Tek Adam'ı gelir.

Anam babam Müslüman olduğu için mi ben ‘Müslüman mıyım?’ı sorguladım.

Dinimi öğrenmek istedim. Doğru dürüst hiçbir eser bulamadım.

Orta sondayım Gaziantep lisesinde. İslam Prensipleri kitabını buldum. Kuran'ın meali, Türkçesi yoktu. Bir de atalarımızın geleneği olan GELEN+EK yapanlar, bizleri Arapça okunmadan ibadet olmaz diye dinimizden soğuttular.

Küçük yaştan beri ilkokul sıralarında aynaya baktığımda Fuat sen sensin, peki içindeki ne diye ruh kavramını yakalayarak, anne baba telkini olmadan namaza başlamıştım.

Kıldıkça kalbimde huzuru yakalıyordum.

Hele 1976 yılında Diyanetin Türkçe Kuran mealini ilk okuduğumda, hiç bir şey anlamamıştım. Sanki haşa hikâye anlatıyordu. Ne zaman " Zannetmeyin dağlar mıh gibi çakılı, dağlarda bulutlar gibi dönmekte" ayetini okuyunca dondum kaldım.

Galileo 1600’lü yıllarda dünya dönüyor dediği için kellesini zor kurtardı.

1400 sene önce dünya dönüyoru ancak kâinatın yaratıcısı söyleyebiliri düşündüm.

İlk ciddi inancımla buluşmam böyle başladı. Okudukça onlarca, yüzlerce ayetin mucizeleriyle karşılaştım.

Tabi, yaşamımızda aile, arkadaşlarımız, iş yeri çalışanlarımızla hep muhatabız.

Yaşam, insanlarla olmaktadır.

Başladım insanı tanıma psikolojik eserleri okumaya. 1975 li yılların Psikolog Prof Rasim Adasal ve Psikolog Prof Özcan Köknel'in ciltlerce kitaplarını okudukça insanları tanımaya başladım.

Onlarca, yüzlerce ruhsal hastalıkları bu kitaplardan öğrendim.

Bunlardan beni hayretlere düşüren olmaz artık dediklerimden bir psiko hastalığı hayatım boyu aklımdan çıkaramadım.

Yapay zekâ bu hastalığı şu şekilde tanımlıyor.

"Ölülere yönelik cinsel taciz ya da cinsel ilişki anlamına gelen hastalığa nekrofili denir. Nekrofili, kişilerin ölmüş bedenlere cinsel çekim duyması ve bu tür eylemlerde bulunma isteği olarak tanımlanır. Bu durum psikolojik bir bozukluk olarak kabul edilir ve etik, ahlaki, yasal açılardan da oldukça ciddi suçlar arasında yer alır."

İşte bu insan dediğimiz yaratanımızın ruhundan üflediği acizlerin acizi insan.

Tabi bu ara yurt içi ve dışı klasik eserleri okumayı ihmal etmedim.

Hangimiz çocukluğumuzu özlemiyoruz? Ah! O, eski günler demeyenimiz var mı? Neden eski günleri özleriz?

Beğenmediğimiz şu anımız, birkaç sene sonra eski günler olmayacak mı?

Neden şimdinin kadrini bilmeyiz de Ah! Of! ederiz, anlamış değilim. Anlıyoruz da kıymet nedir bilmiyoruz.

Para kazanmak. Kazandıkça gözümüz doymamak. Bu hırsla sağlık ve sıhhatimizi bilinçsiz ihmal etmek.

Şöyle bir etrafınıza bakın elli, altmış yaşlarına gelmiş olup ta oy buram, oy şuram demeyen var mı?

Hele şekerim yükseldi. Tansiyonum artı. Kolestronum yüksek çoğumuzun derdi değil mi? Bu hastalıklarla uğraş dur. Harca kazandıklarını.

Çoğu kez söyledim. Yine söyleyeceğim. Dün geçti gitti. Gelecek kim bilecek?

Bir dakikamızın sonrasını var mı bilen?

Vücudumuzda dolaşan yüz bin kilometre uzunluğunda milimetreden onlarca küçük damarlarımızdan biri tıkandığından, kalp kriziyle ölüp gitmiyor muyuz?

Kanser profesörü olupda kanserden yaşamını yitirenleri görmüyor muyuz?

Peki geçmiş geldi geçti. Gelecek meçhul. O zaman şimdiyi neden kafamızda oluşturduğumuz olumsuz düşüncelerle zehir ediyoruz?

Çoğumuz bu dediklerim içerisinde, şu an bu güzel yaşamımızı karartmıyor muyuz?

Şöyle bir düşünelim. Dün gece ailece bir aradayız. Herkes kendi meşgalesinde birbirimize ayırdığımız bir zaman yok.

Ertesi gün akşam beraber olduğumuz bir aile ferdimizi kaybetmiş olalım. Geriye giderek bir gün önceki akşama dönelim. Ne yapardık? Bir gün sonra kaybetmiş olduğumuz canımızı koklar, özlemez miydik? Bağrımıza basmaz mıydık? Onunla bolca vakit geçirmez miydik?

Ne değişti? Çünkü o zaman olan şimdinin değerini bilmedik. Boşa harcadık.

Sonuçta ne bugünü, ne de yarını yaşadık.

Eflatun’un dediği gibi,

“Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.

Ancak hiç yaşanmamış gibi ölürler.”

Ne olur gelin dünyayı ben yaratım demeden, maddenin kölesi olmadan, servet, şehvet, şöhret hırsına kapılmadan, bir ihtiyaç sahibini gönlünü alarak yaşanmamış ölülerden olmayalım.

Paylaş:
Mehmet Fuat Ergün

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz