Ana Sayfa / Gündem / Mehmet Fuat ERGÜN & MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM BİR HAYAL OLDU

Mehmet Fuat ERGÜN & MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM BİR HAYAL OLDU

26 Kasım 2023 01:160 görüntülenme
Mehmet Fuat ERGÜN & MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM BİR HAYAL OLDU

Babamın memuriyetinden memleketim Malatya'dan ayrı şehirlerde yaşadık.

Yine de sağ olsun ailem beni yaz tatillerinde Malatya'ya gönderirdi.

1958 yılları hayatımın en güzeli dönemleriydi benim için.

Halamın amcalarımın birer odasında kaldığı, eski adı Sığırlık sokak; yeni adı Akbay caddesi olan no.27 de kalıyorduk.

Alt caddemiz Hasanbey yolu.

O zamanların iki buçuk kat Renkli apartman yolumuzun başındaydı. Faytoncuya adres vermeye gerek yoktu. Renkli apartman dersek yeterdi.

Taksi bilmezdik. Tek atlı, çift atlı paytonlar vardı. Gece olunca yandaki fenerleri yanan.

Genellikle çift atlı paytonları tercih ederdik.

Fazla olduğumuzda faytoncunun yanına otururduk.

Üst tarafımız İsmetpaşa, Gündüzbeye giden yol. Paşanın evinden dolayı Paşa Köşkü denirdi.

Gündüzbeye gidiş gelişlerde ineceğimiz zaman Paşa köşkünde inecek var derdik.

Bizim evden merkeze Sıtmapınarı denilen parke taşlı tek dar bir yol vardı.

Direkt hükümet konağına çıkardı.

Sağda Malatya'nın ender doktorlarından Azmi Kalaycıoğlu tabelasını görürdük.

Solda eniştemin o zamanlar her çeşit malın bulunduğu büyükçe bir dükkânı vardı.

Sabahları erkenden babaannem kasap pazarında kemik alır; eve getirir bir kazanda kaynatır tüm aile on on beş kişi oturur kemirirdik.

Akşam üzeri evimizin önündeki küçük bahçemizin bir köşesinde çalı çırpıyla pişirilen, bulgur pilavına ne demeli?

Gündüzbeye gitmek için evden bir çeyrek saat yürür hükümet konağı yanında sıralı bekleyen burunlu otobüslere biner kalkma saatini beklerdik.

Önceleri Gündüzbey otobüsleri yok denecek kadar az olduğundan İsmetpaşa otobüslerine biner; İsmetpaşa dan Gündüzbeye yaya en az yarım saat yürürdük.

Yol güzergâhında şimdi tarla olan Tecde göleti bana enteresan gelirdi.

Şimdi düşünüyorum aklım ermiyor.

Şu an araçlarla on dakika süren Malatya, Gündüzbey yolu için, nasıl otobüsün kalkmasını saatlerce beklerdik.

Gündüzbey benim en mutlu yaşam alanımdı.

Köprü kahvelerinde çay; kanala sarkıtılan delikli tenekelerde soğutulan gazoz içmek en büyük zevkimizdi.

Kanalda çimmeye çalışan arkadaşlarıma hayretle bakar, o akıntısı yüksek su da nasıl riski göze alıp, atlayarak diğer köprü ayağına tutunurlardı inanmazdım.

Bir kere arkadaşlarım bana şehirli demesinler diye riski göze aldım denedim. Bir daha tövbe.

Benim tercihim, arkadaşların taşlarla etrafını çevirdiği, yirmi otuz metre karelik çaydaki Çaybaşı su birikintisiydi.

Çakalı kavağına üzüm bağına gitmek her baba yiğidin harcı değildi. Çakalıkavak yolu üzerinde iki üç adam boyu derinlikte, tünel çıkışı kanala Ören denilirdi. Kapılık dediğimiz tünel çıkışı geniş kanalda yüzmek bizlere göre değildi.

Tahnebi üzümünün o altın sarısı rengi, tadı bir başkaydı.

Akşamları Cemal abinin kamyonu köprüde bekler; günlük meyvasını deren köylü akşamdan yükünü Cemal abinin kardeşi muavin Hacı abiye teslim ederlerdi.

Ürünü olan köylüler sabah namazına müteakip kamyon üzerinde ürünlerini Malatya haline götürüp satarlardı.

Hele dut, üzüm zamanı. Bastık, yani bestil yapmak bana ayrı bir heycan verirdi.

Büyük kazanlarda dut, zamanına göre üzüm kaynatılır, çarşaflar serilir ve kurutulmaya bırakılırdı.

Tandır ekmeği pişirmek hayatımda somun ekmeğinden başka ekmek görmemiş biri için bana çok değişik gelirdi.

Gece yarısı kalkılır, hamur hazırlanır, temiz çarşafın üzerinde ayaklar yıkanarak ayaklanır, imece usulü komşu hanımlar ekmek açar tandırdın başında pişirici pişirirdi.

Tereyağlı biliğin tadına doyum olmazdı.

Ya! eşekle, sabah gün ağarmadan, Banazıya, Horataya, Kadiruşağına gitmeye ne dersiniz?

Her eve kanaldan bağlantı vardı.

Evlerin ortasında buzdolabı yerine havuz ve havuzdan daima akan buz gibi su.

Günlük yemekleri, ayranı, yoğurtlu çorbayı soğuk tutardı.

Köyümüzün, Çakır Ahmedi, Kör Hacısı, Hafız Alisi, Hacıbekir Ergün unutulmayacak isimlerdendi.

Tüm köylü saygı duyardı.

Diş çeken, sünnet yapan berberiniz bile vardı.

Rahmetli babaannem, ilk arabanın köye geldiğinde şaşırmış, farlarına dokunarak Uy! anam bunun gözleri var dediğini hatırlarım.

Yine babaannem üzüm bağında, bibim diğer yamaçtaki bağda.

Babaannem bir ses duyar. Bibime seslenir.

Kız Zahide burada zombultu var senin orda da var mı der. Bibim he ana burada da var. Derdemez, babaannem eyvah deprem oldu diye işi gücü bırakıp köye dönmüşler; meğerse ilk uçağın köyümüz üzerindeki sesiymiş.

Paylaş:
Mehmet Fuat Ergün

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz