Ana Sayfa / Gündem / Mehmet Fuat ERGÜN & GİTTİ O GÜZEL MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM

Mehmet Fuat ERGÜN & GİTTİ O GÜZEL MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM

12 Eylül 2023 14:190 görüntülenme
Mehmet Fuat ERGÜN & GİTTİ O GÜZEL MALATYA ÇOCUKLUK ANILARIM

Nasıl anlatayım ne diyeyim. Bir türlü dilim varmıyor.

Malatya depreminden bir iki sene önce aşağıdaki yazımı sizlerle paylaşmıştım.

Ya şimdi. Yüzde 30'u silinmiş; yüzde 30'u hasarlı binalarıyla yok olmuş, kanım, canım Malatyamla geçmişimin o güzel anılarına nasıl geri döneceğim?

İki sene önce memleketimle Malatya ile olan anılarımı kaleme aldığım yazımı tekrar sizle paylaşmak istedim.

"Babamın memuriyetinden memleketim Malatya'dan hep ayrı şehirlerde yaşadık.

Yine de sağ olsun ailem beni yaz tatillerinde Malatya'ya gönderirdi.

Hayatımın en güzeli bu dönemlerdi benim için.

Halamın amcalarımın birer odasında kaldığı, eski adı Sığırlık sokak; yeni adı Akbay cad.si olan no.27 de kalıyorduk.

Alt caddemiz Hasanbey yolu.

O zamanların iki buçuk kat Renkli apt. Paytoncuya adres vermeye gerek yoktu. Renkli apt. dersen yeterdi.

Üst tarafımız İsmetpaşa, Gündüzbeye giden yol. Paşanın evinden dolayı Paşa Köşkü denirdi.

Gündüzbeye gidiş gelişlerde ineceğimiz zaman Paşa köşkünde inecek var derdik.

Bizim evden merkeze Sıtmapınarı denilen parke taşlı tek dar bir yol vardı.

Direkt hükümet konağına çıkardı.

Sağda Malatya'nın ender doktorlarından Azmi Kalaycıoğlu tabelasını görürdük.

Gündüzbeye gitmek için evden bir çeyrek saat yürür hükümet konağı yanında sıralı bekleyen burunlu otobüslere biner kalkma saatini beklerdik.

Önceleri Gündüzbey otobüsleri yok denecek kadar az olduğundan İsmetpaşa otobüslerine biner; İsmetpaşa dan Gündüzbeye yaya en az bir yarım saat yürürdük.

Yol güzergâhında şimdi tarla olan Tecde göleti bana enteresan gelirdi.

Şimdi düşünüyorum da aklım ermiyor.

Şu an araçlarla on dakika süren Malatya, Gündüzbey yolu için, nasıl otobüsün kalkmasını saatlerce beklerdik.

Gündüzbey benim en mutlu yaşam alanımdı.

Köprü kahvelerinde çay; kanala sarkıtılan delikli tenekelerde soğutulan gazoz içmek en büyük zevkimizdi.

Kanalda çimmeye çalışan arkadaşlarıma hayretle bakar, o akıntısı yüksek su da nasıl riski göze alıp, atlayarak diğer köprü ayağına tutunurlardı inanmazdım.

Bir kere arkadaşlarım bana şeherli demesinler diye riski göze aldım denedim. Bir daha tövbe.

Benim tercihim, arkadaşların taşlarla etrafını çevirdiği, yirmi otuz metre karelik çaydaki Çaybaşı su birikintisiydi.

Çakalıkavağına üzüm bağına gitmek her baba yiğidin harcı değildi. Çakalıkavak yolu üzerinde iki üç adam boyu derinlikte, tünel çıkışı kanal, Ören'de, yine tünel ağzında Kapılık'da yüzmek bizlere göre değildi.

Tahnebi üzümünün o altın sarısı rengi, tadı bir başkaydı.

Akşamları Cemal abinin kamyonu köprüde bekler; günlük meyvasını deren köylü akşamdan yükünü Cemal abinin kardeşi muavin Hacı abiye teslim ederlerdi.

Ürünü olan köylüler sabah namazına müteakip kamyon üzerinde ürünlerini Malatya haline götürüp satarlardı.

Hele dut, üzüm zamanı. Bastık, yani bestil yapmak bana ayrı bir heyacan verirdi.

Büyük kazanlarda kaynatılan dut, zamanına göre üzüm kaynatılır, çarşaflar serilir ve kurtulmaya bırakılırdı.

Tandır ekmeği pişirmek hayatında somun ekmeğinden başka ekmek görmemiş biri için bana çok değişik gelirdi.

Gece yarısı kalkılır, hamur hazırlanır, temiz çarşafın üzerinde ayaklar yıkanarak ayaklanır, imece usulü komşu hanımlar ekmek açar tandırdın başında pişirici pişirirdi.

Tereyağlı biliğin tadına doyum olmazdı.

Ya! eşekle, sabah gün ağarmadan, Banazıya, Horataya, Kadiruşağına gitmeye ne dersiniz?

Her eve kanaldan bağlantı vardı.

Evlerin ortasında buzdolabı yerine havuz ve havuzdan daima akan buz gibi su.

Günlük yemekleri, ayranı, yoğurtlu çorbayı soğuk tutardı.

Köyümüzün, Çakır Ahmedi, Kör Hacisi, Hafız Alisi, Hacıbekir Ergün unutulmayacak isimlerdendi.

Tüm köylü saygı duyardı.

Diş çeken, sünnet yapan berberiniz bile vardı.

Rahmetli babaannem, ilk arabanın köye geldiğinde şaşırmışlar. Farlara dokunarak Uy! anam bunun gözleri var demişler.

Yine babaannem üzüm bağında, bibim diğer yamaçtaki bağda.

Babaannem bir ses duyar. Bibime seslenir.

Kız Zahide burda zombultu var senin orda da var mı der. Bibim he ana burda da var. Der demez, babaannem eyvah deprem oldu diye işi gücü bırakıp köye dönerler.

Meğersem ilk uçağın köyümüz üzerindeki sesiymiş."

Paylaş:
Mehmet Fuat Ergün

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz