Mehmet Fuat ERGÜN & DOĞDUK PEKİ KADERİMİZ?

Doğduğumuz da belleğimiz bom boş.
Doğar doğmaz boş belleğe yükleme başlıyor.
Burda en önemli yükleyici anne.
Anne var, çocuk var.
Anne yok çocuk yok.
Bebek anne karnında o kadar güzel bir ortamda dokuz aylık bir hayat yaşadı; yemediği yanında yediği arkasında.
Bir su kesesi yani yatağı içinde en ufak sarsılma yok. Dert yok. Ses yok. Gürültü yok. Yemek gailesi yok. Gam yok. Keder yok.
Para yok. Mal, mülk, makam, servet derdi yok. Şehvet yok. Siyaset yok.
Cennet anaların ayağı altında sözü gereği, cennet biz doğmadan önce analarımızın karnında.
Sonunda, bir sarsıntı, bir deprem, seller sular içerisinde çocuk dünya gözlerini açıyor.
Şaşkın ördek misali.
Benim ne işim bu dünya denilen yerde diye başlıyor cıyak cıyak ağlamaya, bağırmaya. Karnı aç. Emme duygusunu ana karnında elini emerek öğretilmiş. Karnını doyurması lazım. Anne kucağında, anne memesi ona bir dudak mesafesinde yakınında. Yavrunun ekmek ağacı anne. Başladı emmeye. Karnı doydu. Başladı ana karnına göre her aşaması zor bu dünyaya alışmaya.
İşte şimdi bu yavrunun kaderi yazılmaya başlıyor.
Kader, kader diyoruz. Yaratan bizim kaderimizi yazdıysa ne yapsam boş. Yazılı kaderime uymak zorundayım demek uyutulmuş beyinler için gerekli.
Hani çocukluğumuzda ezberlettiler ya. Amentü billahi. Sonunda hayır ve şer Allah'tan diye belleğimize kazıdılar bu saçmalığı. Şer yazıldıysa ben ne yapsam o şer mutlak başıma gelecek.
Hayır. Hayır. Hayır.
Şer gelmeyecek başına. Kaderin senin elinde. Şer gelecekse o da senin elinde.
Şerle yatarsan şerle kalkarsın; hayırla yatarsan hayırla.
Anne karnından başladık geldik kadere. Hayır ve şerre.
Bizim elimizde olmayan kaderimiz ise;
- Ne zaman doğacağımız.
- Kız veya erkek olacağımız.
- Hangi ülkede, coğrafyada dünyaya geleceğimiz.
- Anne babamızın kim olacağı.
- Hangi ırktan, zenci, beyaz olacağımız. - Uzun boylu, kısa, sarışın, esmer, kumral olacağımız.
- Saçımızın, gözümüzün renginin ne olacağı.
Yukarda saydıklarım, bizlerin elinde olmayan kaderimiz.
Bunun haricinde kaderimizi kendi ellerimizle kendimiz belirliyoruz.
Bu ara enimizi, boyumuzu, genetik hastalıklarımızı, ölümüzü belirleyen genetik DNA şifreli programımızın kaderimize etkisini unutmamak lazım.
Doğduk sevgi dolu bir ortamda büyürsek sevgi dolu, hayata pozitif bakan, huzurlu bir insan;
bunun tersi bir ortamda büyürsek, şiddete meyilli, kaba, kırıcı bir insan oluyoruz.
Ama şunu unutmamak lazım.
Anneyle başlayan aile ortamımıza, çevre, okul karışıyor.
Kaderimizi belirlemede kişinin hiç mi kendi etkisi yok.
Çocuk, ailenin dışına çıkmaya arkadaşlar edinmeye başladı.
Oyun, oyun. Evde oyuncaklarıyla oynarken bir de dışarda arkadaşlarıyla oyuna doymaz oldu.
Bu modern çağın bilgisayarında, sabahtan akşama kadar gözlerini kırpmadan oynamasa.
Okul, öğretmen, okul arkadaşları, dersler, artık çocuğun yeni düzeni var.
Bu aşamada, ailesinin eğitimi, çevre ve okul arkadaşları çocuğun kaderini çizmeye, yazmaya başladı.
Bir de okuma alışkanlığı edinmişse. Güzellikler arka arkaya gelmeye başlamaz mı?


