Mehmet Fuat ERGÜN & CAN BELDELERİMİZ, MAVİ SİYAHDAN, MAVİ YEŞİLE DÖNECEKTİR

Kafamda çok konu var.
Seçmeye çalışıyorum.
Ciğerlerimizi yakan orman yangınlardan sonra, inanın elim kalemime, klavyeme gitmiyor.
Sanki boğazımda bir düğüm var.
Hep derler ya, karamsar olanların söyledikleri; yaşam sevincim kalmadı.
Hiç sevmem bu sözü. Kolay kolay kullanmam. Çünkü yaşam sevincimizi artıracak sahip olduğumuz o kadar çok şey var. Sıralarsan sayfalar yetmez.
Ama, yalnız kendi vatanımda değil, evimiz olan bu dünyanın her hangi bir ülkesinde orman yangını olduğunda ciğerim paramparça olur.
Her acıyı, her üzüntüyü, her kötü durumu iyiliğe çevirmenin yolunu bulan kişi; acısına şu serpmiş, aklını kullanmış olur.
1989’dan beri İzmir Seferihisar'da yazları kullandığımız bir evimiz var.
Bugüne kadar üç ciddi orman yangını tehlikesi atlattık.
Bundan bir önceki yangında tam alevler site sınırlarımız içine girdi girecekken; helikopter müdahalesiyle son anda yanmaktan kurtuldu.
Son yangında, siteyi besleyen su kuyumuzun yanmasına, on, yirmi metre kala, kuyuda görevlilerin akıllı hareketleriyle, kuyu etrafını su göletleriyle çevirmelerinden dolayı kurtuldu.
Allah kimseye yaşatmasın. İnsan malıyla, canıyla baş başa kalıyor.
Ben Romanya'daydım. Oğlum her iki son yangında canlı yayınla can siper hane yangın söndürme çalışmalarını telefonla aktardı.
Seferihisar, Ürkmez yolu üzerindeki sitemizin tüm yolları yangın nedeniyle kapatıldı.
Tüm site sakinleri sahile taşındı.
Ben de yeni öğrendim.
Deniz kurtuluş değilmiş.
Dumanlar deniz üzerine çökerek boğulmalara neden olurmuş.
Bundan önceki yazımda ŞİMDİ AH, VAH ETME ZAMANI DEĞİL, TEDBİR ALMA ZAMANI demiştim.
Orman yangını sonrası, Orman Bakanlığı'nın sistemli ve azimkar çalışmaları sonucu; inanın beş sene, on sene aralıklarla yanan yerlerin ormanlara dönüştüğünü görmem gururlandırdı beni.
Hele yangının önünü kesecek ve yangına müdahale edilecek yolların sayısızlığı taktire şayandır.
Aklınızın almadığı tepelerde, su havuzları ve rögarları görmek ayrıca mutlu etmişti beni.
Hemen sitemizin yanında, en üst tepede, konuşlandırılan yangın gözetleme kulesi ayrıca insana bir başka güven veriyor.
Romanya'da, yangın konusu Çavuşesku zamanından gelen askeri disiplin sistemi içerisinde yürütülmektedir.
Her itfaiyeci ciddi eğitimden geçmekte, askeri subay statüsünde görevlerine devam etmektedirler.
Ben bile çoğu zaman asker mi itfaiyecimi diye şaşırdığım olmuştur.
Özellikle ev, ofis ve işletmelerde her sene kombi, ocak kontrolleri periyodik yapılır. Onaysız kullanımlara ağır cezalar uygulanır.
Bir fabrika kuruluşunda, istersen her şeyin dört dörtlük olsun, yangın onayın yoksa kesinlikle üretime geçemezsin.
Beyaz eşyaya kimyasal köpük üretimi yapan bir Türk yatırımcının on bin metrekarelik kiralık fabrikasına, yangın onayı için beşyüz bin euro harcadıklarını bilirim.
Olası bir yangında ne kadar tonajda su gerekliliği; buna göre kaç metre küp depo ihtiyacı; devlet tarafından onaylı firmalar tarafından projelendirilir ve uygulaması bu firmalarca denetlenir.
Bu projede, fabrika içerisinde duvarların yanmazlığı ve yangının çevre bölümlere zarar vermemesi için; içerdeki malzemelerin yanma ısısına göre duvar kalınlıkları ve yanmazlığı tespit edilir.
Peki son zamanlarda Romanya'da ölümcül iki hastane yangınına ne demeli?
Binalar çok eski olduğundan, yangın önlemi almak zorlaşıyor.
Romanya konusuna şundan geçtim.
Yangının şakası yok.
Eğitim ister, tedbir ister, tatbikat ister. Tabi en önemlisi araç, alet edevat ister.
İNŞALLAH ÜLKEMİZDEKİ YANGIN ACIMIZ SÖNMEDEN, BAKANLIK, ÜNİVERSİTELERİMİZLE İŞ BİRLİĞİ İÇERİSİNDE ACİL EYLEM PLANI ÇERÇEVESİNDE BİR AN ÖNCE AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMALARINA BAŞLAYACAĞINA İNANCIM SONSUZ.
GÖRECEKSİNİZ BEŞ İLA ON SENE İÇERİSİNDE, MAVİ İLE SİYAH OLAN O GÜZELİM CAN BELDELERİMİZ; ESKİ HALİNE MAVİ İLE YEŞİLE BÜRÜNECEKTİR.


