Mehmet Fuat ERGÜN & BUGÜN DEĞİŞİK BİR KONUYLA KARŞINIZDAYIM & BİZ TÜRK, KÜRT KARDEŞİZ

Şimdi bakıyorum Kürt, Türk diye bizleri ayırmaya çalışanlara ne diyeceğimi bilemiyorum.
Biraz aklı selim olanın ilk düşüneceği tamamen bir oyun içinde olduğumuz şeklindedir.
Bunun adı. Bizi bize kırdırma senaryosu..
Ne demek Türk, Kürt? Bunu söylemek bile insan acizliğinden.
Ben Malatyalıyım. Babamın memuriyetinden dolayı şehir şehir dolaştık.
Ailemizden iki general var. Biri babamın amcası oğlu 1960’lı yılların Tuğgeneral’i Veysel Ergün; diğeri Özallı dönemde benim amcam oğlu Tümamiral Saim Ergün.
Saim Ergün’ün bana anlattığı şekliyle.
“Bizler general olacağımız zaman şecere araştırılır. Bizden yedi göbek geriye gittiğimizde. Trakya Çorlu’dan Yeniçeri komutanı Süleyman Paşa, Ruslarla savaştan sonra Malatya Gündüzbey köyüne yerleşir. Çorlu lakabı ve sonra soyadını alınır. Hala Gündüzbey’de Çorlu lakaplı akrabalarımız var. Hatta halamın kızı Çorlu soyadını taşır.
Veysel Ergün Paşa, Çorlu soyadından hoşlanmaz mahkeme kanalıyla ERGÜN ile değiştirir.”
Haydi gel, çık işin içinden.
Ben Malatyalıyım çoğu zaman sen Kürt’sün diyenler çıktı.
Hiç gocunmadım. Ama özüm Çorlu. Hatta yeniçeri devşirim olayından Balkanlara dayanır. Nerde benim Türklüğüm?
Nerde benim Kürtlüğüm? Benim geçmişim Balkanlarda küçük yaşlarda devşirim olarak İstanbul’a getirilen bir Romen olmalı.
Rahmetli babamın ölmeden önce Romanya'ya ilk geldiğinde Türkiye'ye dönerken, “Yarabbi bana bir daha Romanya'ya gelmemi nasip eyle” diye ağlayarak Bükreş'te Cuma namazı çıkışındaki duasını asla unutamam. Demek ki kan çekiyor. Orjinimiz Romen olmalı.
Şimdi neyin kavgasını yapıyoruz? Ey!.. Ahmaklar.
Rahmetli hemşehrim Ahmet Kaya’nın bir sözü hala kulaklarımdadır. "Evet Kürt’üz ama uğrunda ölebileceğimiz Türk kardeşlerimiz var.”
Bende şimdi sizlere yaşadıklarımdan, aynen Ahmet Kaya gibi sesleniyorum. "Türküm ama uğrunda ölebileceğim Kürt kardeşlerim var.”
1965-67 rahmetli babamın görevi gereği iki sene Muş'ta yaşadık.
Muş'un merkez Ulu cami imamı Muho Hoca, babamı gördüğünde ayağa kalktı. Babam "Ne olur yapmayın hocam bizim sizin önünüzde dini ilminizden ve yaşınızdan dolayı eğilmemiz lazım" dedi.
O büyük zat babama, "Komiserim ben sizin şahsınızda devletime saygımdan eğiliyorum." dedi.
Ve o dönem öyle dostlarımız oldu. Uğurlarında ölünecek.
On beş bin nüfuslu Muştan ayrılırken, Muş garında binlerce bizleri uğurlayan Kürt dostlarımız vardı.
Nasıl bu insanların önünde eğilinmez.
Ne güzel söylemiş rahmetli hemşehrim Ahmet Kaya. Mekanı cennet olsun.
1967 İTÜ'yü kazandım. Üniversite açıldı. Okula başladım. Değil kalacak, yatacak yerim yok.
Yakın akrabalarım var ama olmuyor kalamıyorsun.
Muştan liseden can arkadaşım Kenan Sabuncu, mali durumları iyi olduğundan İTÜ inşaat fakültesinde okuya amcasıyla Cağaloğlu’nda bir otelin çatı katında bir özel odada kalıyorlar. Ben kendime yer ayarlayana kadar onların odasında, zaman sınırı olmadan, yerine göre başlı, ayak uçlu yatarak tahsilime devam ettim.
Bu can arkadaşım Kürt.
Nasıl bu arkadaşımı unuturum?
Nasıl bu arkadaşıma canımı vermem?..
Malatya’da ailemden çok yakınımı, göğsümüzü gere gere bir lise öğretmeni Kürt damata verdik.
Şimdi bu Kürt damattan, bir savcı, bir tıp profesörü damatla, eşi amcamın kızı kadın doğum doktoru oldular.
Muştan aile dostumuz Remzi abi, Bursa'ya yerleşti.
Ben Gölcük Tersanesinde mühendis deniz asteğmenim.
Subay arkadaşlarımın aracı Uludağ'da kara saplanır. Babam kanalıyla Remzi abiye ulaşırlar. Remzi abi anında kamyonuna zincirleri takım Uludağ'da arkadaşlarımı araçlarıyla beraber sağ salim Bursa'ya bizim eve teslim eder.
Hem de hiçbir karşılık beklemeden. Arkadaşlarım para teklif ederler.
Asla kabul etmez. Fuat benim evladım der.
İşte bu Remzi abi de Kürt.
EVET BİZ TÜRK, KÜRT KARDEŞİZ. KURTULUŞ SAVAŞINDA OLDUĞU GİBİ BİRBİRİMİZ UĞRUNDA ÖLMEYE HER ZAMAN HAZIRIZ.


