Mehmet Fuat ERGÜN & BİRAZ KÂİNAT ALEMİMİZDE YÜZELİM

SAYIN CEMALNUR SARGUT HANIMEFENDİNİN BİR SÖZÜ AKLIMA GELDİ.
"Hiç olmak her şeyi kapsamak demektir. Hiçliği tercih edene, Allah her şeyi nasip etsin."
SÖZÜ BANA 22.05.2014 TARİHİNDE BURSA LİFE'DA YAZDIĞIM "BİZ İNSANOĞLU BİR HİÇİZ" YAZISINI HATIRLATTI.
Bilime dayanan aklı başında bir konu yakalarsam televizyon seyrediyorum. TRT Müzik hariç. Haberler bile standartlaştığından artık zevkle seyredemiyorum.
Biz neyiz? Yaşam ne? İnsan olarak tüm yaratıklardan üstün olmamıza rağmen neden aşağıların en aşağısı olabiliyoruz?
Mikrokosmos yani mikro küçükler alemi milimetrenin, milyar kere, milyar kere, milyar kere, milyar kere milyon küçüğü demek.
Makrokosmos yani büyükler alemi uzay, evren, kâinat demek. Kilometrenin, milyar kere, milyar kere, milyar kere, milyar kere…..milyon büyüğü demek.
Bir hiç olan zavallı biz insanoğlu bunun neresindeyiz?
Bu konuyu günlük yazılarımda anlatmaya çalışıyorum.
Anlatacağını iyi bilen, karşısındakini rahatlıkla anlamasını sağlayabilendir.
Kısmet olursa gözlerimizde dev gibi büyüttüğümüz konuları, herkesin anlayacağı şekilde yazmaya çalışacağım.
Kuantum ne? Takyon ne? Işık hızı ne?
Hep gözlerimizde büyüttüğümüz konular.
Kısaca, Kuantum, bizim özümüz. En küçük yapı taşımız olan atomu meydana getiren, atomdan milyar kere, milyar kere, milyar kere…küçük olan enerji parçacıklar.
Peki bunlar nerden nasıl geliyor?
Bunlar ışıktan hızlı hareket eden manevi alemdeki enerji parçacıkları takyonların bizim boyuta girmesiyle oluşuyor.
Işık saniyede 300 000 km yol alırken, takyonlar ışık hızının çok üstünde hızla hareket ederler.
Konuyu daha anlaşılır hale getirmek için biraz boyut kavramı üzerinde duralım.
Çoğumuzun bildiği, en, boy, yükseklik yani üç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. Bir de dördüncü ele avuca sığmayan tam tarifi yapılmamış, matematiksel formüllerle kainatın kuruluşu onüç , onda sekiz milyar sene önce büyük patlamayla bizlerle buluşan dördüncü boyut zamanı unutmamak lazım.
Yetmiş bir yıllık ömrümde, şöyle bir geriye baktığımda yaşamım saniyeler gibi geçti diyorum.
Zaman elle tutulmayan soyut bir kavram olduğunu bahsetmiştim.
Zaman, DNA sarmalımıza sarılarak ömrümüzü belirliyor?
Her şey güzel hoş. Zamanı anlayabilmemiz için beşinci boyuta ulaşmamız lazım. Bakınız şimdi bir de beşinci boyut çıktı. Peki bunun adı ne? Bilinç, düşünce…
Allah! Allah! Gel de tarif et şimdi.
Çok kısaca…
Çizgi bir; kare iki; küp üç boyuttur.
Karede, en, boy. Küp de ise en, boy, yükseklik vardır.
Çizgi, kare ve küpü birer dünya kabul edersek; çizgi kareyi, kare küpü asla kavrayamaz. Hafızaları almaz.
Bir üç boyutlu küre uzayında yaşayan biri için dördüncü boyut olan zamanı kavrayabilmemiz onun üst boyutu, beşinci boyut olan bilincin ne olduğunu anlamamız lazım.
Biraz kafalarımız karıştı.
BU KÂİNATTA, ANNEMİZ KARNI DAHİL DOĞMADAN ÖNCEKİ HAYATIMIZIN BELİRSİZLİĞİ YANINDA; DNA SARMALIMIZDA YAŞAMIMIZI BELİRLEYEN ZAMAN ENERJİMİZİN YOKUYLA ÖLÜMÜ TADACAK BİZLERİN, YİNE BİR BELİRSİZLİĞE GİDECEĞİMİZİN AYNISI KAİNATIMIZ İÇİN GEÇERLİDİR.
BÜYÜK PATLAMADAN ÖNCEKİ KAİNATIMIZIN BİLİMSEL, MATEMATİKSEL BELİRSİZLİĞİ, KÂİNATIN YOK OLMASINDAN SONRAKİ BELİRSİZLİĞİYLE BİZ İNSANOĞLUYLA AYNIDIR.
YAZIMIN BAŞINDA BELİRTTİĞİM GİBİ HİÇLİĞİ KABUL ETTİĞİMİZDE, KÂİNATIN YARATICISI YARATANLA BÜTÜNLEŞİRİZ.
İŞTE O ZAMAN HAYATIN, YAŞAMANIN, HİÇLİĞİN TADINI ALIRIZ.


