Ana Sayfa / Gündem / Mehmet Fuat ERGÜN & ASRIN VEBASI KANSERSİZ YAŞAM KENDİ ELİMİZDE

Mehmet Fuat ERGÜN & ASRIN VEBASI KANSERSİZ YAŞAM KENDİ ELİMİZDE

5 Şubat 2024 14:490 görüntülenme
Mehmet Fuat ERGÜN & ASRIN VEBASI KANSERSİZ YAŞAM KENDİ ELİMİZDE

Başımıza bir kaza gelmedikçe, doğar, yaşar, büyür, yaşlanır ve ölürüz.

Her canın ölümü tadacağını inançlı inançsız hepimiz biliriz.

Zannederiz biz canlılar ölümlü.

Cansızlar da kimyasal yapılarındaki özelliklerine göre zamanı geldiklerinde ölürler. Hiç düşündünüz mü demir, çelik gibi metallerin yorularak bitkin düştüğünü. Biz insanların son çağın vebası dediğimiz KANSER belası gibi metallerinde baş belası oksijen olduğunu. Havayla temaslarında oksidasyon yani paslanmalarıyla toza dönüştüklerini.

Metallerin ölümünü geciktirmenin önemli yollardan biri, boya ve kaplamadır.

Biz canlılara hayat veren havayla soluduğumuz oksijen, metallerin ömürlerini tüketen bir nevi kanser olduğunu çoğumuz biliriz. Yine havadan soluduğumuz bu oksijen canlıların baş düşmanı KANSER’i öldüren en büyük silah olduğunu.

Adını bile ağzımıza almaya cesaret edemediğimiz KANSER’e bulaşıp bulaşmamız tamamen bizim elimizde.

MORAL ve HUZURLU YAŞAM..

Kanımızda bulunan lenfositler, vücudumuzda günde binlerce defa oluşan asi, terörist kanser hücreleriyle savaşırlar ve kemik iliğinden yapılırlar. Bunlardan bazıları, göğsümüz ortasında bulunan TİMUS salgı bezine normal hücre şifre kodlarını öğrenmek üzere

on günlük eğitime gönderilirler. Eğitimden geçenler T Lenfosit olarak adlandırılır ve kanser hücrelerini yok etme kabiliyetine sahip DNA-AZ silahıyla donatılırlar.

Başlarlar bütün vücudu dolaşmaya.

Bir hücremizle günde on defa karşılaşır biyolojik şifre kodlarını kontrol ederler. Tutmayanları yakaladıklarında anında öldürücü silahları DNA-AZ’la yok ederler.

MORAL, NASIL YOK EDER KANSERİ?

Damar ve organlarımızın irade dışı çalışma düzenini hormonlar sağlar. Hormonların orkestra şefi HİPOFİZ salgı bezidir.

Bu bezi, beynimizin alt yan bölgesinde bulunan HİPOTALAMUS yönetir. Vücudumuza bir hastalık geldiğinde bütün biyolojik sistemler faaliyete geçer.

MORALİMİZ bozuk olunca, Hipotalamusun etkinlikleri Hipofize büzülme şeklinde yansır. Hipofiz’in büzülmesi demek kanser hücrelerinin cirit atması demektir.

İşte kansersiz yaşamanın ana nedenlerinden biri.…MORAL!..MORAL!..MORAL!..

YANİ STRESSİZ HAYAT…

Tamamen beyin, Hipotalamus olayıdır kanser olmak veya olmamak işte bu yüzden elimizde.

Kanser, tedavisi parasal yük getiren bir ciddi hastalıktır.

Bu konuda yaptığım araştırmaları köşe yazılarımda sizlerle paylaştım.

Aşağıdaki Doktor Robert Gorter'in

ISI İLE KANSERİ YENMEK konulu yazısını okuduktan sonra kendi çapımda, Bursa'da termal kaplıcalarda ve hamamlarda yaptığım sorgulamada; çalışanlarının kansere yakalanmadıklarını öğrendim.

ISI İLE KANSERİ YENMEK

Alman Doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu. Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükseliyordu. Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı. Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 35 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter ile tedavi yöntemini bir gazeteci arkadaşımızla yaptığı görüşmeyi sizlerle paylaşmak istedim.

- Bulduğunuz bu tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?

Tıbben şunu biliyoruz. Vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.

Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…

Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.

Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi oluyor genellikle.

Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.

Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?

Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler.

Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.

Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?

Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık

36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.

- Peki merkezinizde nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?

Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz. Kanserli bölgeye 42 derece lokal sıcak uygulaması yapıyoruz.

Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok olduğu gözlenmiştir.

Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum. “Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Türk hamam ve kaplıcaları, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum; bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.

- Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.

- Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde. Peki aşılama nedir?

Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.

- Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?

Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını kullanacaklardır. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.

- Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?

Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir. Örneğin kadın havayolu çalışanlarında nüfusun geri kalanına kıyasla iki katı daha fazla meme kanseri vakasına rastlanır. Tabii bu kuzey-güney uçuşlarında değil, saat farkının yaşandığı doğu-batı uçuşlarında geçerlidir.

Paylaş:
Mehmet Fuat Ergün

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz