Mehmet Fuat ERGÜN & AĞAÇLAR VERİMLİ MEYVA İÇİN BUDANIR

Kâinatın var oluş sisteminde entropi yatar. Entropi düzensizlik, kaos demektir. Kısaca yok oluşa doğru gitmek demektir.
Yaş ilerliyor. İlerledikçe sevdiklerin, tanıdıkların, bildiklerin, dostların, arkadaşların gözlerinin önünde entropi gereği, bir bir toprağa karışıp yok olup gidiyor.
Toprak deyince aklıma Yaratan, ben sizi topraktan, balçıktan, çamurdan yarattım sözleri geliyor aklıma.
Topraktan geldik toprağa gidiyoruz.
Bir insan vücudunda altın dahil toprakta bulunan madenlerin hepsi var.
Bir kan testinde demirine magnezyumuna bakılmıyor mu?
Sırıl, şırıl damarlarında akan kanın içindeki demirin, milyarlarca sene önce bir süpernova yıldızının patlamasıyla dünyamızla buluştuğunu biliyor muyuz?
Güneşimiz, beş milyar yaşında. Dünyamızın da bir o kadar güneşimiz kadar ömrü var.
Sakın söylediklerimin bilimselliğinden şüphe etmeyin.
Kâinatın alfabesi ilmin temeli matematik formüllerin sonucu bilim insanlarının tespitleri.
Daha yakın zamana kadar güneşteki bitmez tükenmez enerjinin ne olduğu bilinmiyordu.
Yine Yaratan diyeceğim affınıza sığınarak.
Kitabımızın ilk emri oku.
Peki o dönem hangi kitap var da okuyacağız.
Evet okuyacağız. Kâinatı, insanı okuyacağız. Okuyacağız, ilahi bir gücün varlığından haberimiz olsun.
Şimdi güneşe bıraktığımız yerden devam edelim.
Güneşin bitmek bilmeyen enerjisinin temelinde hidrojen yatar. Hidrojen kâinatta bulunan 119 elementten ilkidir.
İkincisi Helyum.
Hidrojende bir, helyumda iki elektron var. Ağır metallerde demir gibi elektron sayıları artar.
Güneşimizde saatte milyonlarca ton hidrojen reaksiyona girerek, yine milyonlarca ton helyuma dönüşür.
Bu dönüşümde, milyarlarca ton enerji açığa çıkar.
Japonya'ya atılan hidrojen bombasının gücünü düşünün.
İste güneşteki açığa çıkan enerji güneş merkezinde 15,6 milyon derece sıcaklıktan, milyon senede yüzeyine çıkarak 5500 derece sıcaklığa ulaşır.
Dünyamız ise güneşin yaydığı ısı, ışığın milyarlarcasından birini alır.
İşte bu ışık ve ısı, dünyamızda biz insanoğlunun kısa ömründe yaşamının kaynağıdır.
Ölüm dedik nerelere geldik.
Yine bilimsel hesaplarla güneşimiz ve onunla yaşamını sürdüren dünyamızın, hatta kainatımızın bir ömrü var.
Bir hırsla sarıldığımız bu dünya telaşımızın sonunda biz insan ömrünün de bir sonu var.
Buna göre kendimize gelelim.
Boşuna denmemiş türkülerimizin birinde "Dünya kadar malın olsa ne fayda"
Bizlere ne faydası var dünya kadar malın, mülkün servetin; rüya gibi gelip geçen halüsinasyon bu dünyamızda?
Bir ihtiyaç sahibinin, minnacık da olsa gücümüzün yettiği kadar gönlünü almak çok mu zor?
Ağaçlar neden budanır? Verimli meyve versin diye. Senin meyvanın verimli olmasını istiyorsan budanmalısın. Malının, mülkünün budanması ihtiyaç sahiplerine gücünün yettiği kadar vermekle başlar.
Unutma. Çocukluğumuzdan beri kulağımızda yer eden;
Sadaka ver, ömrün uzasın.
Sadaka, seni kazadan beladan korur.
Sadaka verdikçe, kazancın artar.
Sadaka veren insanın kalbinde kelebekler uçuşur.
Sadaka verenlerden olmanız dileklerimle.


