Ana Sayfa / Gündem / İlmia Süleyman Kılıç & Yüreğin Söze Dönüştüğü Yer: Dobruca’nın Edebi Yankısı

İlmia Süleyman Kılıç & Yüreğin Söze Dönüştüğü Yer: Dobruca’nın Edebi Yankısı

31 Mayıs 2025 13:430 görüntülenme
İlmia Süleyman Kılıç & Yüreğin Söze Dönüştüğü Yer: Dobruca’nın Edebi Yankısı

Bazı topraklar vardır ki, adını söylemek bile insanın içini titretir. Dobruca... Haritada bir nokta kadar küçük görünse de, içinde yüz yıllık bir sessiz çığlık, dillerden düşmeyen bir türkü, yüreklere sinmiş bir hasret taşır. Orada rüzgar sadece ağaçların yapraklarını değil, bir halkın yorgun dualarını, anaların iç çekişlerini, çocukların gökyüzüne bakarak kurduğu hayalleri de sürükler. Dobruca’nın sesi vardır. Sözle değil, yürekle duyulan bir ses...

Gurbetin yürekte açtığı boşluğu anlatan maniler, ağıt gibi düşer yollara. Her dörtlükte ayrı bir ayrılık, ayrı bir suskunluk saklıdır. Gelinlik giyip ardında gözü yaşlı anasını bırakan kızlar, bebeklerinin beşiğini sallarken uzak diyarlardaki eşlerini düşünen analar, türküye sığınır. Çünkü bazen kelimeler tükenir, ama bir türkü söyleyince insan biraz olsun nefes alır.

Kara bulut gökte gezer,
Yâr gurbet elde bezer,
Dobruca’da yâr sevenin,
Gözleri hep yaşlı gezer...

Anlatılan her hikâyede, söylenen her ezgide aynı acı, aynı sabır gizlidir. Çocuklar beşiklerde sadece uyutulmaz; aynı zamanda bir milletin hafızasıyla büyütülür. Her ninni bir dua, her dua bir hatıra olur. "Uyu yavrum" derken, belki de “unutma yavrum” demek ister bir anne. Çünkü bu topraklarda unutmak, kimliğini yitirmek demektir.

Bir zamanlar bu coğrafyada yürüyen Sarı Saltuk’un ayak izleri hâlâ sürülür. Dobruca halkı onun efsanesinde teselli bulur. Yedi yerde yedi mezarı var derler. Her biri bir umut, bir dua, bir başlangıç... Çünkü bazen bir insan, bir halkın suskunluğunu dile dönüştürür. Bir dervişin hikâyesi olur da, nice kuşağın direncine ilham verir.

Sazını eline alan bir âşık, ne sevgilisine kavuşabilir ne de yurduna. Ama anlatmayı bırakmaz. Çünkü söz biterse, her şey biter. Dobruca’da türküler, ne tam bir neşedir, ne de salt bir hüzün. Her dizede biraz gülüş, çokça gözyaşı vardır. Aşk da orada başka yanar, acı da başka dinmez. Bir göçün, bir terk edilişin, bir kalışın izleri işlenir notalara.

Ben Dobruca yollarında
Sevdim seni, içim yana.
Ne gökyüzü derman oldu,
Ne toprak bastı feryada...

Ve ben soruyorum şimdi kendime: Dobruca’da hâlâ bir nine, torununa eski bir masal anlatıyor mu? Bir genç, uzaklardaki yâr için türkü tutturuyor mu? Bir çocuk beşiğinde sallanırken, annesi “Allah’a emanet ol” diye fısıldıyor mu hâlâ? Eğer bunların cevabı evetse, Dobruca susmamış demektir. Hâlâ anlatacak çok şeyi vardır.

Çünkü bu topraklarda söz, sadece geçmişi anlatmaz; geleceğe de köprü kurar. Dobruca’nın sesi, kulağımıza değil, yüreğimize dokunur. Ve biz dinledikçe yaşar o ses... Unutmadıkça susmaz…

(Bu yazı, Dobruca'nın halk edebiyatına bir selamıdır. Unutulan her kelime, yitip giden bir hafızadır. Hatırlamak ise, hem bir görev hem bir onurdur)

Paylaş:
İlmia Süleyman Kılıç

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz