İlmia Süleyman Kılıç & Taşlar, Ruhlar ve Unutulmuş Dualar

Bir zamanlar, gökyüzüyle yeryüzü arasında söz taşıyanlar vardı.
Kiminin elinde bir taş, kiminin kalbinde bir dua…
Ve her biri birer köprüydü; göğe uzanan yeryüzü halkının sessiz elçileri.
Küçükken, kış akşamlarımız genellikle babamın çatı katında sakladığı sarı elmalar ve cevizler eşliğinde, sobanın karşısında anlatılan masal ve hikâyeleri beklemekle geçerdi.
Ya da bir taşın hikayesiyle başlar, Karakurt’un gökten inişine, Alkarısı’nın lohusa kadınlara musallat oluşuna, Umay Ana’nın çocukların başını okşayışına kadar uzanırdı anlatılar.
Ben her masalda biraz daha büyürdüm.
Ama her masalla birlikte, bir şeyleri de unuturduk.
Çünkü biz, büyüdükçe gökyüzünün dilini kaybediyoruz.
Ya da taşı…
O taş, aslında bir taş değildi; o bir hatırlamaydı.
Göğe söz geçiren değil, göğe kulak verenlerin taşıydı.
O taşı eline alan sadece yağmur istemezdi.
O taşı eline alan, “Ben geldim,” derdi göğe.
“Beni duy,” derdi toprağa.
Bu bir iletişimdi; bir teslimiyet, bir irade…
Ama artık davullar suskun.
Şamanlar ormana karıştı.
Davulun sesi yıldızlara çıkmıyor. Bozkır suskun.
Korkut Ata’nın sesi rüzgârla savruluyor hâlâ:
“İnsanoğlu unutkan olur,” demişti.
“Taşı unutursan, göğü de unutursun.”
Ve biz gerçekten de unuttuk.
Artık Alkarısı yok; çünkü lohusa kadınlar klinikte.
Artık Karakurt’tan korkmuyoruz; çünkü doğayı eve hapsediyoruz.
Ama korkmadığımız her şey, başka bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Modernleşmenin ardına sakladığımız ruhsuzluk, belki de Alkarısı’nın suret değiştirmiş hâli.
Her şeyi bilen teknolojimiz, belki de Gök Tanrı’dan rol çalmaya çalışıyor.
Ama bir tek şey eksik: Göğe inanmak.
Bazen, hayali de olsa bozkıra çıkıyorum.
Toprağın üstünde oturup, elimle toprağı kazıyorum.
“Bir taş bulsam,” diyorum, “belki bir işaret…”
Ya da taşı değilse de onun hatırası…
Belki Umay Ana gelir, saçımı okşar da içimdeki çocuk uyanır.
Belki bir gün biz de yeniden taşlara konuşuruz.
Belki göğe dua ya da kelime değil de, sadece sessizliğimizi sunarız.
Ve belki o sessizlikte, çok eski bir şey bizi yeniden bulur:
İnanç. Bağ. Köken.
Bir taşın hatırlattığı şeydir bu.
Ve unutma:
Bazen bir taş...
Bir milleti, bir göğü, bir geçmişi...
Geri getirebilir.


